ÇAĞRI... HER DEM ÇAĞRIM

 


Okumak için tıklayınız...

 

 

 

 

Üye Girişi

 

 

Haber Listesi

Haber listemize kaydolarak tüm yeniliklerimizden haberdar olabilirsiniz.

 

Hatice Satgun

Doğudan batıya

Ahmet Musaoğlu

Trabzon/Spor

Zeynep B.

Zamana notlar

Ahmet Musaoğlu

İnsanın Gerçeği

İhsan Eliaçık’a Reddiye
18.04.2010

 İhsan Eliaçık’a Reddiye

 

  'Müslüman Sol' Hurafesine…

 

 

Türkiye’deki İslami hareketleri Milli Görüş ile başlatıp, AKP ile (-ki, ben bu oluşuma -İslami hareket- demiyorum; zaten kendileri de demiyor; kimilerinin demesinden hareketle diyorum) devam ettirdiğimizde, bu “iki hareketten” ilkini, İslami hassasiyette bulsam da, “bilgi hareketi” olarak görmediğimi, bu sebeple de zaten başarılı olamadığını düşünüyorum… Bu değerlendirmemizi AKP üzerinden yaptığımızda, “İslami hareket” denilse de, yıllardır söylediğim/yazdığım gibi de, “hocalı hareket” döneminin, “İslamın değerlerinin”, öldükçe öldürüldüğü dönem olduğunu bir kez daha ifade ediyorum…

 

 

Bunları ifade etmemim sebebi şu: Biri yaşanıp bitmiş, diğeri, ANAP gibi görevi bitince bitecek olan sözkonusu “iki dönem” sonuçları; Müslümanları, özellikle de gençlerimizi, savurdukça savurmuş olduğu/olacağı için, kendilerine ‘saldıracak’ en küçük bir rüzgarda “nezle/grip” olunduğu, olunacağı, daha şimdiden görülebiliyor… Çünkü, sözkonusu “iki hareketin”, İslam geleneğine  yaşattığı hüsrandan sonra tutunacakları bir dal kalmamış, ümit edip savunacak ideal aranması boşluğu hâlen de sürüyor!..

İşte, tam da böyle bir dönemde, bir ‘havuç’umuz doğuyor, öncesinde de söz edilmiş, zemin hazırlanmıştı ama, ‘havuç’u uzatan ‘el’, İhsan Eliaçık oluyordu…

İslam'ın kapitalizmle/Protestanlıkla “uyumlu” olduğunu ileri sürenlerin milleti kandırması yetmeyişi değil, “model değişimi”ne uygun yeni yapılar da gerektiğinden, şimdilerde, “Müslüman sol”umuz doğurtuluyor… Bu akımın ‘ilk doğuşu’ diyebilir miyiz (şimdilik bunu araştırmıyorum, gerekirse); Mehmet Bekaroğlu ve Ertuğrul Günay'ın önderliğinde başlatılan, Aralık/2006’da kamuoyunda tartışılan "Yeni Siyaset Girişimi" adlı hareketin, 'Müslüman sol' ya da “Müslümanlık'la barışık bir sol” olarak konuşulduğunu bilebiliyoruz… Bu ‘ikili’nin arkadaşları, Nuray Mert’in; 06.07.2007 tarihli Radikal’de; “Müslüman sol’a ne oldu?” diye sorduğu başlıklı yazısında, “Ben Müslüman olan birinin solcu olabileceğine, hatta daha doğrusu solcu olması gerektiğine inanan biriyim.” denilse de; biz, “Müslüman olan birinin”, Müslüman dışında bir isimle anılamayacağını, Kur’an-ı Kerim’in bildirdiğinden de bilebilen biriyiz…. O dönemdeki, “Müslüman sol” olur, “alt yapı oluşturun” tartışmalarından sonra, İhsan Eliaçık’ta, ‘model çocuğun’ büyüdüğünü görebiliyoruz…

İslam ile çöplükten hiç çıkmaması gereken sosyalizmin ve de “ilahi olan İslam” ile “insan sözlü olan Tevrat/İncillerin” özdeşleştirilmesi ‘tehlikesi’ ondan (da) geliyor. Tamamen Osmanlı/İslam düşmanı “köktendinci Yahudi” Karl Marx’ı, “Müslüman Sol”  denilebilen “İslamdışılıkla” önümüze koyan bir de o oluyor… İslamı, “sadece zenginliğe karşı olmak” ya da “infak” olduğunu zanneden de o oluyor… Bu anlamda, o da “Bilmediğini bilmeyenler” serimize giren biri de o oluyor…

Eliaçık, Kur’an-ı Kerim’i, “sadece o (esas)” zannedip, cuz-i iradesi ile “küllü iradeyi” unutan insanlar üzerinden, “bahçe sahipleri/zenginlik-fakirler” ölçüsü koymuş, bir diğer ‘insani pislik olan sosyalizm olanını, Müslümanlara çözüm gösteriyor… Ölçünün, başta “Allah’a iman” olduğunu unutup, kazanılan “ölçüsüzlüğü (mesela, cehenneme sadece onun için gidilirmiş gibi; zenginler yoksullara bigane kaldıkları için cehennemle tehdit ediliyor ölçüsüzlüğünü)”, bize ‘ölçü’ biçiyorlar… Eskilerin (yaşlılarımızın) kendilerine sorulan, nasılsın/ız sorusuna verdikleri cevap olan, “din-iman, sağlık” şeklindeki “kabûl” bile, İhsan Eliaçık’ı reddediyor. Çünkü, olması gerekenin “iman önceliği” olduğunu (buna paralel olarak da, cenneti veya cehennemi kazanmanın önceliğinin, zengin olmamak, sadece fakirlerle paylaşmaMAK olmadığını da) ortaya koyuyor. Asırlarca deneyselleşmiş bu “ölçü” yoksayılıyor, çünkü, karşımızda yine bir ilahiyatçı, yine bir profesör, bu defa İhsan Eliaçık bulunuyor.

Buraya kadar konumuzu ortaya koyduk gibi, ama belirtmek istediğim bir husus var, konumuza tam girmeden önce o…

Bendeniz, İslam adına tarafım… “Necisiniz” diye sorulursa, kendimi sadece; “Müslüman” olarak tanımlıyorum… Bilimin ALLAH’ın İLMİ olduğunu biliyor/savunuyor, “bilimsel aklım” doğrultusunda yazıyor/ konuşuyor/um… Yazdığım-yaptığım eserlerimi, İhsan Eliaçık Bey de dahil, “ünlü veya ünsüz”, bütün ilahiyatçılara (da), “başucu kitapları” olarak tavsiye ediyorum…

“İhsan Eliaçık’a Reddiye” yazılarımda, kendilerinin, bir “internet sitesi üzerinden” yayınlanan, Dört kitabın manası” başlıklı makalesinden, son yazısı olan, “Kapitalizmin panzehiri” isimli makalesi arasında kalan “10 makalesi” üzerinden eleştiri getirmeyi düşündüm ama, emeğime yazık olduğunu, bu satırları yazmaya başladığım gün olan bugün, 03.03.2010’de siteye eklenmiş, “Adem’in iki oğlu (Habil-Kabil) kıssası ne anlatıyor?” başlıklı, “aynı yanlış kabul” üzerine kurulu yazısındaki, “Tevrat’tan vazgeçeme” hâlinin bir kez daha görünce, bu görüşleri ileri sürene, bir yazı bile “çok fazla” diye düşündüm, ama bakalım nasip, hiç olmazsa, “bahçe sahipleri” diyerek Mehdiciliği anlatmasına olsun değinmek istiyorum…  

İmdi…

Bundan sonra okuyacağınızSiyah renkliokunan yazılar İhsan Eliaçık Bey’e,lacivert renkhariç, diğer renkteki görüşler bana aittir… Dikkat edilmesi gereken bir husus da, benim görüşlerimin “parantez içi” olmalarıdır…

‘DÖRT KİTABIN MANASI’ başlıklı yazısına eleştirimdir…

 

“Dört kitabın manası bellidir bir Elif’te” demiş Yunus Emre…Ne güzel, ne derin bir söz. Dört kitabın manası “bir”, hepsinin özü bir (Yunus Emre yaşamış yaşamamış mı ya da o sözü demiş mi dememiş mi bilinmez gibi, eğer demişse, bahsedilen o dört kitaptan üçü, Allah’ın indirdiği kitaplar değil, şirk kokulu kitaplar, Kur’an sadece BİR/TEK, diğerlerinin hepsi bir/ilahi değil, kimse kimseyi kandırmasın gerçek bu)…Yeryüzündeki “ilahî bildiriler” bunlar; döner dolaşır aynı şeyi anlatırlar (ilahi bildiri sadece Kur’an’dır, diğerlerinin anlattıklarını yazarsak yüzünüz kızarır; anlatmazlar, asla…kimseyi kandırmayın). Onun için Tevrat ehli” yanlarındaki ile amel etsin, İncil ehli” içinde yazanlara uysun, “Furkan ehli” gereğini yerine getirsin der Kur’an…(Maide; 66, 68). Bu ne demek? Yani: “Tevratçılık, İncilcilik, Kur’ancılık yapmayı bırakın (Kur’an’cılık yaparım arkadaş, ben Müslümanım, onur da duyarım, siz kapitalistlik, sosyalistlik, liberallik, muhafazakar demokratlık ne yaparsanız yapın; ben Kur’an’ın diğer tüm öğretilerden farklı/üstün olduğunu ortaya koyarım var mısınız). Hepsi de tek bir şeyi söylüyor (söylemiyor, yalan, yalanoğlu yalan…mesela, diğer üç kitap denilenin tanrısı -ki her neyse-, kaianatı altı günde yaratıp, yorulduğu için Cumartesi günü dinlendiğini söylerken; Kur’an’ın Tanrısı, Tanrı sadece O olan ALLAH, yorulmadığını söylüyor: Bakz: Kaf/50-38.. Dahası, Kur’an bildirdiği gün, Tevrat ile öngörülen bildiğimiz hafta günlerinden gün de değil..Size yazmış; benim Yaratılışın Altı Gün isimli eserimi göndereyim demiştim, öğrenmeye niyetiniz olmadığı için olacak, bir ses vermemiştiniz.. Ben yine bunları ve dahasını öğretmeye hazırım, yeter ki isteyiniz…). Ezilenlerin, mazlumların, yoksulların, öksüzlerin feryadı var içinde (azıcık aklı/bilgisi olan, bu denilenlerin var olduğunu kabul eder de, azıcık aklı olan da Kur’an’ın sadece bunları söylemediğini, bunların esas olmadığını esasın iman olduğunu da söylüyor). Onların sesine kulak verin. Yahudicilik, Hristıyancılık, Müslümancılık; yani dincilik yapmayı bırakın (Ben Müslümanım arkadaş, Müslüman nasıl davranması gerekiyorsa öyle davranırım, siz nasıl isterseniz öyle davranın da, millete yanlış davranışlarınızı doğru olarak göstermeyiniz). Böyle yapmakla sesinizi yükseklere duyuramazsınız. Ey yeryüzünün dindarları! “Bir milyar insan hangi suçundan dolayı aç?” bunu sorun ve harekete geçin. Budur sizden asıl istediğim.” Demek (Bilmediğini bilmeyen kardeşim…Genelde dünyada, özelde ülkemizde görülen açlığın sebebini, Müslümanların zekat vermemesine, infak yapmamasına bağlamayınız, büyük bir cahillik/bilgisizlik olur bu… bunun asıl sebebi, 200 yıllık, Köktendinci Anglosakson-Judea İmparatorluğunun ve onların hemen her ülkedeki işbirlikçileri idarecilerin uygulamaları sonucu ortaya çıkmış olduğunu öğretebilirim size…dahası, Anglosakson-Judea ortaklığı, bugün dünyada, özellikle Afrika ve Asya ortaya çıkan fakirlik boyutunu, kendi amacı için GÜVENLİK SORUNU, TEHDİT GÖRDÜĞÜ İÇİN, Müslümanları saldı “çayıra”, Afrika-Asya’nın, hatta sözkonusu korku üreticisi imparatorluğun ezeli düşmanlarından biri olan Katolik Orta Ameika’ya ve hatta Güney Amerika’ya gidilecek olması da bu; hem açlıktan doğacak isyanı önlemek hem de gidilen yerleri reforma etmek, öğrenmeniz gereken çok şey var; ülkemizde yardım derneklerinin -BM öngörüleri doğrultusunda- türemesi, radyo-tv. Programları doğmaıs, yok mu kimseler, fenerler, insani yardımlar doğması da bunun için oldu, bunu anlayabilecek misiniz… açlık edebiyatınızla, siz de, bilerek bilmeyerek –arka plana- katkı koyuyorsunuz…açlığı IMF, DTÖ, BM, NATO’da, , hatta onların gizli ortakları Ortodoks Ruslarda arayın, Müslümanlarda aramayınız, Müslümanlara ihanet edenlerde arayınızYukarıda verdiğiniz Maide Suresi, 60-68 ile Yahdileri ve Hıristiyanları “cennete göndermeğe” kalksanız da, sizin verdiğiniz ayetler öncesine bakın, sözün sahibi ne diyor: “Maide/64- Yahudiler, "Allah'ın eli çok sıkıdır" dediler. Söyledikleri söz sebebiyle onların elleri bağlansın ve lanete uğrasınlar! Aksine Allah'ın elleri açıktır, dilediği gibi verir. Andolsun, Rabbinden sana indirilen, onların çoğunun azgınlığını ve küfrünü azdırıyor. Biz, onların aralarına tâ kıyamete kadar düşmanlık ve kin atmışızdır. Ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa, Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozğunculuğa koşarlar. Şüphesiz Allah bozguncuları sevmez.”…. Maide/65- Eğer kitap ehli iman etmiş ve layıkıyla korunmuş olsalardı, onların kötülüklerini örter, nimeti bol olan cennetlere koyardık……./ Maide-66’da görülebilceği gibi de, Kur’an-ı Kerim; Yahudiler ve Hıristiyanlar, “kendilerine indirileni” gereğince uygulasalardı kurtuluşa ereceklerdi, diyor… Yoksa, bugün ortalıktaki, Kitab-ı Mukaddes (Ahd-i Atik / Tevrat) ve Ahd-i Cedid / İnciller) olarak bulunandan, yani, Allah’a ve O’nun din olarak bildirdiğine aykırı sayısız denilebilecek haber veren insan yazması kitaplar söz konusu olmuyor…)

Kur’an el-Kitap tabiriyle Allah indindeki ilmi ve vurgulanan ana temayı kasteder. El-Kitap, yeryüzünün tozuna toprağına bulanınca Tevrat, Zebur, İncil, Kur’an… Ete kemiğe bürününce İbrahim, Musa, Davut, İsa, Muhammed olur olur (Şu açıklamanızda da, İslam ile İslam olmayan diğerlerini özdeşleştirmeye çalışmanız İslam değil, Samuel Huntington’cu öngörü ve Babil Sendromu çözümü”, dinlerin birleştirilmesi amacına hizmet oluyor..Mesela, bahsettiğiniz muharref kitaptaki Hz.İsa ile, Allah’ın Maide/116-117’de sorguladığı Hz.İsa aynı kişilik mi… değil…üçlemecilerle İsa’yı da ilişkilendirmeyiniz)… Eğer siz, bu kitaplardan, yeryüzünün tozunu toprağını, insanda ete kemiğe bürünüşünü çıkarsanız “sinir sistemini” almış olursunuz (Kur’an, yani -ilahi olan- ile ilahi olmayan, insani olan diğerlerini özdeşleştirdiğiniz, birleştirdiğiniz için sizi “Akletmeye” davet ediyorum). Çünkü yeryüzünün toprağı olaylar, savaşlar, devrimler, karşı-devrimler, imparatorluklar, ekonomi-politikler, halklar, düzenler, sınıflar vs. demektir (değildir kardeşim, İslam olan ile olmayan zıtlığıdır, İslam olmayanların pek çok versiyonu olsa da…tarihi, Kur’an’a göre yorumlayın, ama yapamadığınız, bilmediğiniz görülüyor) “Kur’an mazlumların ve ezilenlerin şu gök kubbe altındaki son dinsel çığlığıdır.”…“Dört kitabın” manasının ve bir ve aynı olduğunu kendi gözlerinizle görün. DİYEREK, (Zebur: 10. Mezmur;12-18). (Zebur: 49. Mezmur; 16-20). (Tevrat; Yeşeya; 10/1-3) (Tevrat; Yeşaya; 57/14-15) (Tevrat: Yeşaya; 58/3-14) (Tevrat; Yeşaya; 1/10-20) (İncil; Matta; 6/19-34, Luka; 12/12-36). (İncil; Matta: 10/17-31, Luka: 18/18-30) (Matta; 21/12-13, Markos; 11/15-17, Luka; 19-45-46). (Kur’an; Beled; 9-18). (Kur’an; Bakara; 177). (Kur’an: Tekâsür; 1-8) (Kur’an; Maun; 1-7) (Kur’an; Kasas; 4-6)… (Yazık ya… gerçekten yazık… şu söylediklerinizden Kur’an’ın ve diğer ilahi olmayan öğretiler aynı ha…manası bir ve aynı ha….Eğer kastınız yoksa, çok bilgisizsiniz….Kur’an’a bütün üzerinden, esası üzerinden bakmayı öğreniniz… bir iki veya üç beş ayetin bildirdiği üzerinden Kur’an’ın “genel/esas bildirimini” çıkarmaya lkalkmayınız, hata yaparsınız, yapıyorsunuz.. Kur’an’ın “ruhu” üzerinden akletmeyi başarınız…Kur’an mazlumların ve ezilenlerin de çığlığı olur ama, Kur’an’ın esası/ruhu sadece bu, asla değildir…bir parçadan yola çıkarak, kendinize bir “esas” uydurmuşsunuz; uydurmuşsunuz, çünkü, Kur’an’da öncelik bu değil… Kur’an ile, ilahi olmayan Tevrat/İncilleri özdeşleştirdiğiniz ayetlerden Bakara/177 bile sizi yanlışlıyor:  [Bakara -177]            Erginlik değil: yüzlerinizi kâh gün doğu tarafına çevirmeniz kâh batı, ve lâkin eren o kimsedir ki Allaha, Ahıret gününe, Melâikeye, Kitaba ve bütün Peygamberlere iman edip karabeti olanlara, öksüzlere, bîçarelere yolda kalmışa, dilenenlere ve esirler uğrunda seve seve mal vermekte, hem namazı kılmakta hem zekâtı vermekte, bir de andlaştıkları vakit ahidlerini yerine getirenler, hele sıkıntı ve hastalık hallerinde ve harbin şiddeti zamanında sabr-ü sebat edenler işte bunlardır o sadıklar ve işte bunlardır o korunan müttekiler/…. Peki de sizin Ehl-i Kitabınız –ki her kimlerse onlar-, Kur’an’ın bildirdiği Allaha, Ahıret gününe, Melâikeye, Kitaba/Kur’an’a ve bütün Peygamberlere, özelde Hz.Peygambere iman eden insanlar mı oluyor?… ya da, sizin bahsettiğiniz “fakirlik, öksüzlük, yetimlik”, nasıl Kur’an’ın ESASI/sizde oluyor… Kur’an, sadece “zenginlik ve fakirlik” üzerine öngörülerde bulunan bir kitap mı?..Yüce ALLAH, sıklıkla, AKLETMEZ MİSİNİZ, diyor…)

““Ey yeryüzünün dindarları! Kitabın anasıdır bunlar, yan yollardan çıkın, ana yola dönün!

İster Rahman deyin, İster Allah…

İster El deyin, ister Enlil…

İster Yehova deyin, ister Ahura-Mazda…

İster Tao deyin, ister Tengri…

İster Zeus deyin, ister Krişna…

İster Ha diye yazın ister Sad

İster Vav diye kıvırın ister Nun

Hepsinde Elif var.

….Bütün güzel isimler (Esma’ul-Hüsna) O’nundur.

(DA DİYORSUNUZ)…

YAA… öyle mi?. İster Enlil…ister Ahura-Mazda…İster Tao deyin, İster Zeus deyin vb vb… Bu isimler “Esma’ul-Hüsna”, ÖYLE Mİ?

Tevil mevil hurafesi yok…dediğiniz apaçık ortada…Ben onu bunu demedim yok…

Bu deyişinizle, “Kur’an’ın Allah’ı (Gerçek Tanrı)” ile, olmayan “sahte tanrıları”, özdeşleştiriyorsunuz…  Bu “özdeşleştirme hâli”, Kur’an’a rağmen, “nüzül-i isa ve mehdi” bekleyenlerde görülenlerde görülen hâl oluyor; ne dediğinizi hiç bilmiyorsunuz…

Mesela….

Sümer Kraliçesi/bilgisiz Muazzez İlmiye Çığ’gillerde Enli şunlar oluyor:

Evreni (göğü ve yeri) yaratan (!) eski ve sonsuz deniz, nasıl “Tanrıça Namnu” olurken, “Davar ve Tahıl” mitolojisinde Enlil, Deniz’in de yerini nasıl alabiliyor?...

Hava tanrısı (denilen) Enlil, Deniz’in yerini almış olurken, başka bir yorumlamayla ortaya çıkan ‘üretimde’ ise; “doğan çocuk Enlil”, “doğuran erkek (gök) ve dişiyi (yeri)” birbirinden ayırıyordu!..

Ayrıca, Enlil; annesi olan Yeryüzünü (Ki’yi) ‘alınca’ da, Yer’den ülkenin tohumları çıkıyordu deniliyor!..

Ki, yeryüzü egemenliği alamıyor ama, yeryüzündeki tohumları ‘doğurma görevi’ alınca, olan bu oluyordu….

Dahası rezillik… Enlil ile Ki, “birleştiriliyor (ilişkiye giriyor)”… insanın yaratılışı ve uygarlığın kuruluşu başlatılıyor…

Şimdi bu Enlil, Kur’an’ın bildirdiği, (haşa) Allah mı oluyor?… Öyle mi İhsan Bey…. Ne dediğinizi bilmezseniz, dediğinizle bu oluyor…

Enlil ve dahası saçmalıklara cevaba, “kitap olarak” hazırlanırken, işimi gücümü bıraktım, ZARARLI BULDUĞUM düşüncelerinize cevap verme ile uğraşıyorum!.… Yapmayın be kardeşim… Zehirlemeyin kendinizi de, insanımızı, gençlerimizi de… Bizi de meşgul etmeyiniz..

Kanal 7’nin Ayşelerini, Ahmetlerini, “olması gereken olmayan”, bugünkü Ahmetlere ve Ayşelere çeviren “yapı/lar”, ne kadar yanlış/bozuk olduğu kesinleşmişse, bu yanlışa “kızıp/görüp”, geliştirğiniz görüşlerinizle, siz de yanlıştasınız….. Bu defa, sizin yanlışlarınız üzerinden başka Ahmetler, Ayşeler doğacak, fakat onlar da, olması gereken Ahmetler, Mehmetler olmayacağı için “İslam olan kaybettikçe kaybediyor” olacak…Sorumluluğunuz çok büyük…

Size, 20.11.2009’da yazdığım maildeki bir bölümle bu ilk makale eleştirimi bitiriyorum… demiştim ki:

ez cümle..."Kur'an'dan alarak İslamı, asrın idrakine ancak o zaman sokun İslamı", yoksa, "var biraz siz de oyalanın" olacaklardansınız.... balçiçeklenir/ünlü olabilirsiniz de, kaliteli/kalıcı olamazsınız... bunu düşünebilmenizi dilerim...

 

Ahmet MUSAOĞLU / 04.03.2010

 

 

 

 

 

http://www.ahmetmusaoglu.org

http://www.ahmetmusaoglu.com

 

 

NOT: Bu zihniyete reddiye yazmaya değmez... Tevrat ve İncillerini, Markx'larını da alsın ne yaparsa yapsınlar ciddiye alınmaya değmez... Bana, Müslümanım diyen insanlar tarafından sorulduğu için söylüyorum: İslam İslamdır gerisi de "ÖTEKİ", bu farkı koruyunuz... Bu arkadaş gibi, her kim ki, İslam ile, bir diğerini "sentezlemeye" çalıyor, ben onu ciddiye almam diyorum; bir yazı yazmam ise, savrulmuş gençliği bilgilendirecek hacı, hoca, siyasetçi, münevver bulamadığım için oldu... 

 

 

 

                                                                      Ana Sayfa  Eserler   Yazar Hakkında   Basın Galerisi   Videolar    Ziyaretçi Defter    Sunum İzle       İletişim