HESAP LÜTFEN (II)
(12 Ağustos 2004)
   ´Milli Görüş´ gömleğini çıkarıp, İdeolojist Fuller ve Fukayama tarafından verilen isimle, ´Müslüman Demokrat´ yeleğini giyen AKP’li siyasetçilerimizin bu durumu için, “Hükümet yetkilileri romantikleştikçe, aşktan, çiçekten, mum ışığından, yağmurda yürümekten...bahsettikçe Türkiye hazıroldan rahata geçiyor.” deniyor . Demek ki, Türkiye’nin rahatlamasında (!) rüyaları, aşkları, özlemleri ´yazı dizisi´ bile olan ´Erdoğan ve diğerleri´nin katkısı büyük oluyordu.
Ülke sorunları ile uzaktan yakından ilgisi olmayan, dahası, AKP dönemine kadar hiçbir kabinede izlemediğimiz bu magazinel gösterimin izahı, ya da ´Türkiye hazıroldan rahata geçiyor´ denilen şey, ´Müslüman kimliği´nin kırılması oluyordu. -Ben Müslüman’ım diyen insanlar eliyle ´Müslüman kadın´ imajının da değiştirilmesi oluyordu.
´Müslüman Kadın´ imajının değiştirilmesine, elin gavuru (Hıristiyanı) da katkısını esirgemiyor, oğul Bilal’in düğünü vesile olunca (!) sahnede yerini alıyordu. İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın düğününde gelin Reyyan Uzuner’in elini öpüyordu . Fakat, ´Müslüman genç kız´, örfünde böyle bir adet olmadığı için, Berlusconi elini öpünce utanıyordu .
Peki de, Berlusconı bunu neden yapmıştı! “Berlusconi...gitti gelinin elini öptü! AB Dönem Başkanı sıfatıyla mı yaptı o işi, bilmiyorum.” deniyordu . Berlusconi, Müslüman bir kadının elinin öpülmeyeceğini bile bile bunu yapıyordu. Çünkü, ´Müslüman Kadın´ın İslamın istediği gibi değil de, istedikleri gibi olması için gelinin elini öpüyordu. Dahası, bu pişkin adam, başarılarını kutluyor, Dolmabahçe sarayında yenilen yemekte, ayağa kalkarak, “... kardeşim Tayyip ve Türkiye’yi ileri götürme konusunda çaba gösteren onun çalışma arkadaşlarının başarısına' diyerek kadeh kaldır(ıyordu)..” . İyi de, ´elin gavuru´nun, ülkemizdeki bir hükümetin balarılı olmasını istemeyeceği gerçeği ortada iken, hangi başarı isteniyordu.
Zaman zaman belirtmiş, küresel terörizmin iki unsuru ABD-AB’nin, ´kadınımız´ üzerinden de saldırısı sürüyor demiştik ya, kızımızın elini öpmeleri yetmiyor, ´Müslüman Kadın´da görmek istediklerini tek tek gösteriyorlardı! Bir başka Hıristiyan; Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, Atina’daki uğurlama töreninde Emine Erdoğan’ı yanaklarından öpüyordu . İslam’a göre namahremlerin birbirlerini öpemeyeceğini biliyor ama, Kostos’da, bunu bilerek yapıyordu. Hal bu olunca da, bırakın ´Müslüman Kadın el bile sıkmaz´ imajının yıkılmasını, ´el´ ve ´yanak´ bile öptürülebilire kadar uzanılıyordu! Hıristiyan ve Yahudiler’den dost olamayacağı ´Kur’an gerçeği´ne rağmen de, Tayyip Bey, bu Hıristiyanlarla ´dostluk destanı´ yazıyor, Berlusconi ile nikah şahitliğine kadar varan dostluğu yanında, Tayyip Erdoğan ile Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis arasında ‘aile boyu dostluk’ var.” deniyordu .
İyi de, bu dostluklar nereden türedi? Tayyip Bey’in, bir diğer dostu, Almanya Başbakanı Schröder ile dostluğu ile ilgili olarak, “bu dostluğunuzun sırrı nedir?” sorusuna verdiği cevap ise, “Söylersem sır olmaktan çıkar.” oluyordu . Elin Hıristiyanları ile nasıl ortaya çıktığını bilemediğimiz dostlukları bulunan Erdoğan, içeride, Başbakan olduğu için kendisine ´mağdur olduk´ diye yakınan bir bankazedeye, ´sizi kim mağdur ettiyse, gidin ondan paranızı alın´ diyor, mazotun pahalılığından yakınan bir kadına, ´oldu olacak yemeği de bedava ağzınıza biz koyalım!´ diye çıkışıyor (vb.), İHL’li (-meslek liseli) çocuklarının sorunu çözeceği için kendisine ´oy veren´ velilerine ise, ´bedelini siz ödeyin´ diyordu.
Peki de neler oluyordu! Aslında olan çok açıktı. Erbakan Hocamız, AB karşıtlığı ile beslediği bir ´nesli´, getirip AB’ye teslim etmişti! Tayyip Erdoğan ise, çok daha ötesine geçiyor, Batılılığı (!) bir inanç olarak (!) beyinlere yerleştiriyordu. Hal bu olunca da, “Etiketi ´İslamcı´ olmaktan ´batıcı´ diye değişti.” deniyordu . Batılı’nın sorunları tarihe gömülüyordu: “Öyle gözüküyor ki, RTE (Recep Tayyip Erdoğan) ve AKP geçmişten gelen ekstra bagaj statüsündeki sorunları tarihe gömmeye soyunmuş. Bunu yaparken de çok akıllıca, her tür muhalefetin karşısına Batı yönünü işaret ederek dikiliyor(du).” . İslami değerler toprağa gömülüyordu. ´Medeniyetler Çatışması´ tezi sahibi Huntington, Türkiye’nin AB’ye üye olmayıp, İslam dünyasının lideri olması gerektiğini söylüyor, arzu edilenin, İslami bloka katılmayı seçerek, “Atatürk’ün ortadan kaldırmak istediği ama başaramadığı Müslüman mirasıyla bütünüyle yeniden barışmayı kabul etmesi.” olduğunu belirtiyordu . Yani, Türkiye ´lider´ olsun, -Ben Müslümanım, diyen insanlar eliyle ´Müslüman mirası´ ortadan kaldırılsın (-BOP’la) isteniyordu.
3 Kasım 2002 seçimlerinden önce (-10 Mart 2002) Wall Street Journal’ın başlığı, “Bir Turgut Özal aranıyor” olmuştu. “...Özal’ın yolunda ´Kasımpaşalı Özal´ veya ´İkinci Özal´ olarak Tayyip Erdoğan, Wall Street Journal’in aradığı ´bir Turgut Özal´dı.” deniyor . Aranan kan bulunmuştu, Erdoğan, Amerikan TIME dergisinde ´Dünyadaki En Etkili 100 İnsan´ listesinin ´dünya liderleri´ kategorisine giriyor, Müslüman dünyasından şu ana kadar bulunabilecek en iyi lider olduğu ifade ediliyordu .
Daha iyisi olamazdı, çünkü, ´Erdoğan ve diğerleri´, siyaset süreçlerinde, ABD, AB karşıtlığından ABD ve AB’nin taleplerini ´eksiksiz´ yerine getirme noktasına, ´İslam Ortak pazarı kamplaşma yaratır´ düşüncesine gelmişlerdi. Geçmişlerinde; Beyoğlu’na, Çankaya’ya cami yapacağız diyerek oy toplamışlardı, AKP’li dönemlerinde ise, Başörtüsü ´namus borcumuzdur' söylemiyle Müslümanları avlamışlardı! Devr-i AKPde, artık ´örtünme´nin imkansızlığı yeşeriyordu. “Örtünmenin imkansızlığına, uzaklığına, ´ötekiliğine´ işaret ediyorlar. (TV’deki) Dizilerde bile varsa bu mesele, Türkiye başka bir yere doğru gidiyor galiba.” deniyordu . Dahası, AKP Hükümeti’nin, aylardır geceli gündüzlü çalıştığı ve 'en modern yasa' olarak tanımladıkları yeni Türk Ceza Kanunu (TCK) tasarısında, Cumhuriyet tarihinde ´ilk kez´ başörtülü öğrenciye 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası verilmesini öngören bir madde ekleniyordu. Bilmem kaç yaşından sonraki ´bıyıksız´ yüzüne bir türlü alışamadığım, yılların Bakan ve Vekili, AKP’li Adalet Komisyonu Başkanı Köksal Toptan ise, “İyi okumadık, hata yaptık” diyor , bu masalı yutmamız isteniyordu. Oysa, AKP’liler, Adalet Komisyonu’nda, ilgili maddenin tasarıdan çıkarılması için önerge vermişler, ancak daha önce CHP’lilerle yapılan uzlaşmanın bozulmaması için geri çekmişlerdi. Hal bu iken de, sıkılmadan millet yanıltılıyordu.
Yaşadığımız devir için, ´İslamcı olan her şey hızla buharlaşıyor´, deniyor . Recep Tayyip Erdoğan ve AKP’li (Eski Milli Görüşçüler ile) yaşadığımız dönemin tanımı da, bence bu tanım oluyordu. İmar Kanunu’nda yapılan değişiklikle, Camilerimiz bile ´buhar´ oluyor, Kiliselerimiz (!) varoluyordu. Dahası, Denizli’de, bazı AKP’li Belediye Başkanları, Cami’leri kiliseye çeviriyordu .
Bu noktada, bir Tayyip Erdoğan, bir Abdullah Gül, bir Bülent Arınç ve ´diğerleri´nin cevaplamaları gereken soru şu: Müslümanlık, dün de bugün de farklı anlaşılamayacağına göre olan ne! Ya da kandırıldık mı?
´Ben Müslüman´ım diyen herkesin, Ahiret’te bile, ´Hesap Lütfen´ diyebilme ayrıcalığı var. “…içimi ancak 'içi dışı Allah kelamı olmuş' bir insanın 'hesap lütfen' diyebilme ayrıcalığına ve bize sıkıntı gibi görünen şeyin bu ayrıcalıktan neşet ettiğine inanmak ferahlatabiliyor.” . Müslümanları ferahlatan bir başka şey de, ´Helal Olsun´ ´dememek´ lüksleri de bulunuyor olması. İmdi: ´Hesap Lütfen´…