SENİ (SİZİ) SİGAYA ÇEKER BİR
´MOLLA KASIM´ GELİR (BULUNUR)
(16 Ekim 2002)
    Türkiye, daha 1980’e kadar yurtdışına birçok tarım ürünü satabilen bir ülke idi. Sonrasında, tarım ürünleri ithal eder olduk. 1981 yılında ilk kez yurtdışından pirinç alınmış, ardından da Çikita Muz getirtilmişti. Uluslararası tekeller, kendi ürünlerini satılabilmek (dış kaynağa dayalı bizim gibi ülkeleri kendilerine bağımlı kılabilmek) için, “tüm tarım alanlarınız dümdüz edilmeli” diyordu. Bu yağmacılar, Fındık, Tütün, Çay (vb.) gibi; dağlarımızda, ovalarımızda yetiştirilen ne kadar ürün varsa, “sökün, sökme işlemini de kendiniz yapın, benim ürünlerimi (alternatif ürünler) ekmeye başlayın” diyordu.
24 Ocak 1980 Kararlarıyla (12 Eylül mantığı ile) birlikte ülkemizin gündemine giren özelleştirme denilen yalancı cennet (özelleştirilme yapılırsa ülke kurtulur mantığı), ülkemiz gerçekleri sonucu ortaya çıkan bir tercih olarak değil de, “sökün” ve de “ekin” emirleri verenlerin temel araçlarından birisi olarak, bir ´truva atı´ gibi göğsümüze-beynimize yerleştirilmiştir. Çünkü özelleştirme, ülkede izlenen politikaların, ´yabancı (ve işbirlikçisi yerli) sermaye´nin önündeki tüm engellerin ortadan kaldırılması işlemine göre şekillendirilmesini mecbur kılar. Bu yönüyle de özelleştirme, bağımsızlığı azaltmakta, emperyalizmin iktidarını güçlendiren bir karakter arz etmektedir. Özel önemi bu olan, özelleştirmeye ilişkin ilk hazırlıklar ise, 1983 sonrasında, Özal’ın iktidarıyla birlikte başlamıştır. Bu işlem, 1985 yılı sonunda hükümete verilen, Morgan Guaranty Bank’ın, “Özelleştirme Ana Planı”ndaki önerilere bağlı kalınarak yürütülmüştür.
Dış kaynağa bağlı politikalar yüzünden, geçmişte de buna benzer raporlarla tanışmıştık. Mesela, Bayar’a sunulan buna benzer bir raporda (Barker,1951), ülkemiz bir tarım ülkesi (tahıl deposu) olarak görülmekte, madencilikte devlet tekelinin kaldırılmasına (yabancı sermayenin özel sektör yoluyla yeraltı kaynaklarımıza kolayca ulaşmasına) yol açacak politikalar önerilmekteydi. Zaman içersinde olan, ülkenin madencilik faaliyetlerini yürüten MTA ve Etibank’ın bitirilmesi ve yeraltı kaynakların sermayenin eline geçmesi olmuştur. Artık, uluslararası tekellerin mallarını satın alacak Pazar da, olmamız gerekmektedir. Kısaca, tarım sektörünün de batırılması gerekmektedir! Bunun için de, ülkenin, tarım politikalarında yapılan desteğin geri çekilmesi gerekir.
Aralık 1999 tarihinde İMF yetkililerine sunulan ´iyi niyet mektubu´nda, tarım ürünlerinde destekleme alımlarının kademeli olarak azaltılacağı, 2002 yılından itibaren de destekleme alımı yapılmayacağı ve alımla ilgili kurumların da özelleştirileceği bildirilmiş bulunmaktadır. Tarımsal destek, yıl’da kişi başına ABD’de de 4500, AB ülkelerinde ise, 2550 dolar; biz de ise, sadece 40 dolarken bu yapılacaktır.
Tütün üretiminin azaltılması, Tekelin özelleştirilmesine imkan veren Tütün Yasası da, verilen taahhütler (3 Mayıs 2001 tarihli Niyet Mektubu'nun 21. maddesi) çerçevesinde çıkarılmıştır, Artık destekleme alımı yapılmayacaktır. Bir gece yarısı operasyonu ile çıkartılan Tütün Yasası ile, yabancı tekellere büyük imtiyazlar sağlanmıştır. Fındık için, 1983 yılında çıkartılan 2844 sayılı yasanın 4’cü maddesi ile Fındık dikimi yasaklamış, fakat bu yasak uygulanamamış olsa da, 2002 yılından itibaren desteğin kalkması planlandığından, arz fazlası iddiası ile (satamadıkları için), Fındık üretimine izin verilen yerlerde dikilmiş toplam 80-100.000 ha Fındık bahçesinin 5 yıl içinde (her yıl ortalama 20 000 ha) sökülmesi hedeflenmiştir. Kim için? IMF istediği için. Birliklerin özerkleştirilmesi (!) dayatması da bunun yanındadır. Çay’a gelince. 1984’te Çay da devlet tekeli kaldırılarak Çay alımı, işleme ve satışı yerli ve yabancı sermayeye açılmıştır. Çaykur'a ait çay fabrikalarının 2001 yılından itibaren özelleştirileceği de, IMF ve Dünya Bankası'na taahhüt edilmişti. Çaykur'un özelleştirilmesiyle de Türkiye, başka ülkelerin Çay pazarı haline (yerli çay satamaz hale) gelecek, diğer bölgelerdeki Buğday ve Şekerpancarına olan gibi, Karadeniz’de (Tütün ve Fındık’taki olan gibi olacak) Çay tarımı da tasfiye edilecektir (bitirilecektir).
Sözün özü, uygulanan tarım politikaları ile, ülkemizde tarım ile uğraşan kardeşlerimize; “Bundan sonra tarlanı, bağını, bahçeni terk edeceksin. Köyünü terk edeceksin.” denilmek istenmektedir. Çünkü, IMF’ye verilmiş taahhüt vardır. Köylü nüfusu, % 50’lerden % 35’lere kadar indirilecektir (Gidişat değişmezse de şimdiden kendinize yer bulun).
Bugünden sorumlu olduğunu unutan bir kardeşimiz (Eyüp Aşık), Rakı’yı “milli içki” ilan edip, koruma altına aldıklarını söylediğinde, Alkollü İçki Yasasındaki söz konusu değişiklik kararının Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği anlaşmasının gereği olduğunu ifade etmeyi unutmuş gibidir! Seçim sath-ı mahallinde unutulmaması gereken ise, olması gerekenin; “ekmeğin büyütülmesi değil”, büyütülmesi gereken ekmeğin, -adil bölüşümü- olmalıdır; “karayolu yapmak değil”, -deniz ve demiryolu ağına sahip olabilmek- olmalıdır; “önce insan, ama”, -bağımsızlık benim karakterimdir diyebilecek insan- olmaya olan gereklilik olmalıdır. Olması gereken olmayacağı için de, saptırılacak halimiz yoktur.

“..Doğrusu bir çokları bilgisizce kendi kötü arzularına uyarak saptırıyorlar...” (Kur’an-ı Kerim : Enam-6/119)