EKSİK OLMAN EHİLLERDEN,
KAÇAGÖRÜN CAHİLLERDEN / Yunus
(23 Ekim 2002)
   Türkiye, özellikle de son birkaç yıldır IMF ile yatıp, IMF ile kalkıyor. Ülke ekonomisinin dününe, bugününe ve yarınına (seçimine de) yönelik tahminler yapılırken, konunun IMF ile bağlantısı göz ardı edilemiyor.
Bildiğiniz gibi de, IMF Türkiye masası şefi Juha Kahkonen, ´4.gözden geçirme´ kapsamında geçen hafta ülkemizde yaptığı (Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Masum Türker’in, -niyet mektubuna sosyal boyut katmak istiyorum- talebinin sıkıntılar yarattığı) görüşmelerde, ´niyet mektubu´nda yer alan (KİT’lerdeki işçi tasfiyesi ve Tekel’in özelleştirme planının tamamlanmaması gibi) reformların gerçekleşmediği gerekçesiyle, verilmesi gereken 1,6 milyar dolarlık kredinin seçim sonrasına ertelendiğini, yani, gelecek yeni hükümetin de “programa” uygun davranmak zorunda olduğunu hatırlatmış bulunuyor.
Bilindiği gibi, IMF programları, uygulandığı ülkelerde öncelikle ´Bankacılık Sistemi´ni çökertmeyi hedef alır. Girilen ülkede yaratılan kriz ortamında, önce ´yabancı sermaye´li ortaklıklar kurulmakta, ardından krizin artmasıyla da sermaye artırımına giden sektörde yabancı sermaye, ulusal sermayeli bankaları ele geçirmektedir. Krediler ile bir bağımlılık süreci başlatılmakta, sonra da pek çok yerden % 3’lük faizle alınabilecek borç para, % 12 ile verilmektedir. Borcun, faizi bile ödenemeyecek noktaya gelmesi halinde ise, kredi musluğu ile oynanarak, sürekli yeni şartlar dayatılmaktadır. Hatırlayınız, 15 günde 15 kanun çıkmasının istenmesi bu yüzden olmuş, olan ise; küçülme, işsizlik, ülke kaynaklarının yabancıların eline geçmesi, yani el değiştirme operasyonu olmuştur. Değerlerin değersizleşmesi olmuştur. Arjantin’de, Endonezya’da neredeyse halk ihtilaline dönüştürülen olaylar, ülkemizde toplumsal cinnet geçirmemizin sağlanması şeklinde oluşturulmuştur.
Programlarında “sosyal politikalar”ın izlenmesini bile istemeyerek “toplumsal cinnet” halinin artmasının sorumlularından biri olan Dünya Bankası’nın Başkanı (-Derviş’i, Türkiye‘ye biz gönderdik- sözünü eden kişi) tarafından açıklanan Dünya Bankası 2001 yılı raporunda, Türkiye’nin, küçülen ülkeler arasında (Filistin, Somao Adaları, Zimbabwe’nin arkasından) 4’ncü ülke olduğu açıklanmış bulunmaktadır. Hal böyle iken, sayın Derviş gibi Merkez Bankası Başkanımız da IMF memuru gibi konuşmakta, “IMF programlarını aynen uygulamak zorundayız” demektedir. Bunun sebebi, IMF ve Dünya Bankası gibi ´ithal denetim mekanizmalarımız´ bulunuyor olmasıdır. Bulunuyor ama, ithal denetim kuruluşlarının ithal reçeteleri ile geldiğimiz ´muasır medeniyet seviyesi´ de, ´sondan dördüncü´lük olmaktadır.
Seçime gidiyoruz…Ülkeyi yönetmeye talip insanlar var. Devletin el koyduğu 20 bankadan yaklaşık 25 milyon dolar zarar olduğunu ve bu paranın tahsil edilmediğini biliyoruz. Türkiye’ye hibe edilen 200 milyon dolar için, Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanımız ile ABD’nin Ankara Büyükelçisinin katıldıkları bir tören yapılıp, teşekkür edildiğini de biliyoruz. Oysa, hortumcularımıza bu paranın 10 katı hibe edilirken, banka sahiplerinden en az hortumlayanı Devleti 400 milyon dolar tokatlamışken, ne tören yapılmış, ne de teşekkür konuşması olmuştur! Devletin sırtına yüklediği 1,2 milyar dolarlık zarar nedeniyle hakkında 4727 yıl hapis cezası istenen bir kişi, 1 yıl 11 ay 15 gün cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edilirken, hapiste yatılan gün için ortalama 1,5 milyon dolar da cepte kalmıştır.
Peki ama, bu paraları, tokatlayanlardan geri alabilecek olan var mı? Ne gezer! IMF’li, Dünya Bankalı ´ithal denetim mekanizmalarımız´ yerine, yerli denetim mekanizması kurabilecek olan var mı? Ne gezer! Bir kez daha, “elim kırılsaydı” yaşanır geçer!
Seçim sath-ı mahallinde bir kardeşimiz, “sıkıntıların sebebi IMF değil, beceriksizliktir.” dese de, bu sözünün hiçbir önemi yoktur. Kurulacak yeni hükümet de, kucağında IMF programını bulacaktır. Amerika’daki Fox Televizyonu'nda yayınlanan tartışma programı Hannity & Holmes’e konuk olarak katılan eski ABD Başkanı Bill Clinton'ın, 1992 ve 1996 yıllarında iki kez başkan seçilmesinde önemli rol oynayan (Fox Televizyonu siyaset analisti) Dick Morris; “Türkiye, Irak operasyonuna destek verecek. Çünkü, Türkiye'nin sahibi IMF'dir. IMF parasını verip Türkiye'yi satın aldı.” demek küstahlığını ve saygısızlığını göstermiştir . Bu küstahın tabiriyle, “IMF'ye satılan” Türkiye, hiçbir güçlük çıkarmadan ABD'nin emrine girecek, üslerini ABD'ye açacaktır. Bunu sebebi, IMF'ye olan borçtur.
Geçmişte, Osmanlı’dan borç isteyen Lehistan vezirinin bu isteği padişah IV.Murad’a iletildiği zaman, koca padişahın cevabı : “Verin verin, bugün borç alan yarın buyruk alır.” olmuştu. Bugün IMF ile yaşadığımız da bu, paranın yanında emir de alıyoruz. Yani tarih ters yönde de olsa ´tekerrür´ ediyor.
İyi de (-tarih- için, -tekerrür eder- diyorlar), hiç ´ibret alınsaydı´ tekerrür mü ederdi? Ne dersiniz ibret alan var mı (?):

“Onlar, her yıl bir veya iki kez (çeşitli belâlarla) imtihan edildiklerıni görmüyorlar mı? Sonra da ne tevbe ediyorlar ne de ibret alıyorlar.” (Kur’an-ı Kerim : Tevbe-9/126)