BİLMEK ZORUNDASINIZ
(21Ağustos 2002)
    Tarihsel yer ve zaman içersinde ´toplumsal yer ve durumunu idrak edebilen´ herkesin, ´çağı´nın insanına karşı sorumluluğu vardır. Kuşkusuz ki sorumluluğu olması gereken insanların başında da ´münevverler´ gelir. Çünkü onlar, toplumların gidişatını değiştirebilecek, dinamizm kazandırabilecek yapıda ve konumdadırlar.
Öyle ise, bu farklılıkları sebebiyle daha fazla sorumluluğu olması gereken ´münevverler´in görevi ne olmalıdır? Onların görevi, çağının mesajlarını halkına sunmak, onlara yön vermek olmalıdır.
Hemen belirtmeliyim ki de, münevver tanımlamamızla kastettiğimiz kişiler, şu veya bu mevkii ve makamda olan kişiler değildir. Herhangi bir üniversiteyi şu veya bu şekilde bitirerek herhangi bir diplomaya sahip olmuş kişiler de değildir. Bize daha ilkokullarda iken öğretilen, “Ben sana Vali olamazsın demedim ki” özdeyişindeki gibi bir inceliktir bu. Diplomanın insanı “cahillikten” alıkoyamayacağını ortaya koyan bir farklılıktır bu.
Zannedilmesin ki de ´cahiliyet´, belirli bir zaman diliminde yaşamış olan ve bir daha gelmemek üzere geçip giden hayatın adıdır. Bugünkü perişanlığımızın sebebi olan hal’in de adı’dır, ´cahiliyet´. Toplumun bütün katmanlarının onlarca yıldır yüksek enflasyonla yaşamasına sebep olunmasının, sürekli yapılan yanlış siyasi tercihler sebebiyle de bu insafsız hal’in devam etmesinin sağlanmasının, kısaca, kimliğimizi kaybetmemizin adı’dır bu.
Geldiğimiz bu noktada başkalarını suçlamak, sorumluluğu bizim dışımızdakilere, özellikle de politikacılara yükleyerek işin içinden sıyrılmak çok kolay. Oysa, bu ülkenin insanlarının hiç de hak etmedikleri halde yaşadıkları bütün sıkıntılardan bu ülkede yaşayan herkes sorumludur, başta ´biz´ler sorumluyuz.
Çünkü, bırakınız evrensel hadiseleri, çevresindeki hadiseleri bile birkaç dakika konuşamayacak beceriksiz-vasıfsız insanları kendimize Vekil (-Belediye Başkanı) seçip ´Asıl´ yapan bizler değil miyiz? Devlet yapılanmasını hiç bilmeyen (istisnasız şu veya bu partiye mensup) liyakatsız insanları görevlendiren, sonrasında da ağlayan bizler değil miyiz? Her birisini kendimiz kadar saygın bulduğumuz şu veya bu esnaf kardeşime “yönetime katkı koyma” hakkını veren, buna karşın, ülke kaynaklarının nasıl kullanılması gerektiğini fiilen bilen insanlara en küçük bir tasarruf hakkı tanımayan bir yapının sürmesine sebep olan bizler değil miyiz? Sıradan insanlara, şu veya bu müdür atanması veya görevden alınması gücünü veren ve böylesine sıradan bir güç (anlayış) tarafından herhangi bir kuruma atanılan bilgisiz kişilerin, atandıkları kurumun milyarlık bütçelerini harcarken yaptıkları yanlış tasarruflar sebebiyle asıl kayıp edenin ülkemiz, yani, bizler olduğumuzun farkında bile olmayan bizler değil miyiz?
Yaşadıkları hadiseleri doğru algılayamayanlar, kendi dar kalıpları içinde kalabilecekleri gibi, içersinde yaşadıkları toplumun sosyo-ekonomik refahına da katkı koyamazlar. Böyle olunca da, hangi konumda olursanız olun, siz, sizin için yazılan senaryonun bir figüranı olursunuz. Küreselleşme denen emperyalizmin, yani, dün ki köle tacirlerinin bugünkü mirasçılarının ´kölesi´ olursunuz.
Yapılacak bir tercihtir bu. Ya köleliğe, ya da efendiliğe talip olabileceğimiz bir tercih. Her şeyi derin siyasete, derin mafya’ya, derin medya’ya, derin devlet’e sipariş edersiniz de, ´gerçek derin´in, bu ülkeyi figüranlığa (köleliğe) asıl mahkum edenin, ´derin millet´, yani ´sizler´ olduğunuzun farkında bile olamazsınız.

“...Hiç, bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?...” (Kur’an-ı Kerim : Zümer-39/9)

Bilmek zorundasınız.