EMANETİ, EHLİ OLANLARINA VERİN
(28 Ağustos 2002)
   Ülkemiz bir seçime daha yönelmiş-yönlenmiş bulunmaktadır. Allah’ın, bu güzel toprakları kendilerine “emanet” ettiği güzel insanlar, bu güzel ülkenin ve işlerinin yönetimini içlerinden seçecekleri birilerine ´emanet´ verecekler, kendilerine Vekil tayin edeceklerdir. Vekil yapılacak kişinin ise, “emanet edilecek şeyi” bilmesi gerekmektedir.
Peki ama, “emanet” nedir? Öncelikle; akıl sahibi her insan bilir ki, insanoğlunun yaşamak zorunda bulunduğu dünya başta olmak üzere; yaşam da, servet de, beceri de, akıl da (seçme ve karar verebilme iradesi de), iktidar da (vb.) bize bahşedilmiş birer emanettirler. Bunun gibi; bir sivil örgüte yönetici seçmeye, memur atamaya, seçimlerde kullanılan oya varana dek ortaya konulan davranış biçimlerinin her biri de, birer emanet olmaktadır. Kısacası “emanet”, gerçek sahibi tarafından geçici bir süre bir başkasının hizmetine sunulan ´değer´in adı olmaktadır. Emaneti veriliş amacına uygun olarak kullananlar emanete sadakat göstermiş, tersine hareket etmiş olanlar ise ihanet etmiş olurlar. Bu sebeple de, ´emanet eden kişi´nin, ´emaneti´, onu taşıyabilecek olana vermesi gerekir. Bu durumda, bunu yapabilmenin ölçüsü ne olacaktır?
Üstelik, seçim sath-ı mailine girildiği bugünlerde din istismarı başlayıp, ´başlar örtülüp, Kur’an öpülürken´; Laiklik sanki inanca saygısızlıkmış gibi, ´inançlara saygılı laikliği tesis ettik´ gibi garip sözler sarfedilirken; “bize oy vermenize izin verdik” anlamına gelebilecek olan, -Başörtülülerden oy istememiz, başörtüsü yasağı konusunda büyük bir rahatlık sağlayacaktır- sığ görüşlülüğü dile getirilirken; sanki başörtülüler Atatürk’ü sevemezmiş gibi, -başörtülü üyelerimiz Anıtkabire gelmesin- davranış biçimi ile, bir önceki dönemde iddia edilen, -Başörtüsü sorununu biz çözeceğiz!- şeklindeki vaadlerinden, iktidara geldiklerinde ürkenlerin davranış biçimi sergilenirken; yıllarca Batı karşıtlığı yapıp, “Batılı’nın, bu ülke için hiçbir zaman iyi düşünmeyeceği” gerçeğini yok sayıp şimdilerde, -sizin için AB’yi istiyoruz- tutarsızlığı önümüze koyulurken ve de, ´Altına Hücum gibi Vekilliğe Hücum´ da varken, bunu nasıl yapacağız?
Size bir ölçü vereyim : Mekke feth edildiği gün Hz.Peygamber Kabe’ye gelmiş ve kapının açılmasını istemiştir. İslam öncesi dönemde de kutsal bilinen ve hizmetinde olmak için insanların yarıştığı Kabe’nin anahtarı ise Osman b. Talha isimli birindedir. Bu durum yıllardır babadan oğula geçerek devam eden bir görevdir. Henüz İslam Dinine geçmemiş olan Osman b. Talha, anahtarı getirerek kendi elleriyle Hz.Peygambere teslim eder. O anda bu şerefli görevi üstlenmek isteyen pek çok Müslüman vardır. Bunlar arasında Hz.Peygamber’in en yakınları bile bulunmaktadır. Fakat, Hz.peygamber, Kabe’yi açtırıp, içindeki putları temizletip iki rekat şükür namazı kıldıktan sonra henüz Allah’a teslimiyetini dahi açıklamamış olan zata (Osman b. Talha’ya) anahtarı uzatır. Bu olay, Hz.Peygamberin, görev dağılımında (vekil seçilirken) -yakın olmayı- değil, -ehliyet ve liyakatı- esas alınmasının güzel bir örneğini teşkil etmektedir.
Bize ölçü olabilecek bu örnekte olduğu gibi, biz de tercihimizi yaparken, ´emaneti´ teslim edeceğimiz -ehliyet ve liyakat- sahibi insanı arayıp bulmak zorundayız. Bunu yaparken de, “şu bizim eşimiz, dostumuz, hemşehrimiz, partilimizdir, onu tercih edersek bundan istifade ederiz gibi ilkellikleri sergilememeliyiz. Bilmeliyiz ki, yanlış bir tercihimiz sadece bizi değil, bizim yanlış tercihimize katılmayan bizim dışımızdaki insanları da boğacaktır. Bunun sorumluluğunun yanında, kaybeden geleceğimiz ve de ülkemiz olacaktır.
Başlangıçtaki emaneti sunan Allah’ın emanetine karşı ihanet etmekten utanıp sıkılmayan istisnasız (ben de Müslüman’lardanım diyenlerden de dahil) her türlü insanın, bizlerin vereceği emanete ihanet etmemeleri beklenemez. Bizlerin, emaneti ehline (ehliyet ve liyakat sahibi insana-hak edene) vermememiz halinde olacak olan hal ise; başta ´emanetin kendisi´ne, sonra da ´emaneti verdiğimiz ehliyetsiz ve liyakatsiz kişi´ye, ´emaneti kendisinden esirgediğimiz ehliyet ve liyakat sahibi kişi´ye ve de ´içersinde yaşadığımız toplum´a ihanet etmiş olmamız olacaktır. Halbuki:

“Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi...emreder.” (Kur’an-ı Kerim : Nisa-4/58)