BİLİMADAMI-ALİM O DEDİĞİM (20 Kasım 2002) |
|||
Din ile bilimin sürekli çatışma içersinde oldukları ve birbirleri ile uyuşmayacak nitelikler taşıdığı konusundaki düşünceler Batı’da ortaya çıkmış, ülkemize de oradan gelmiştir. İthal geleneğimiz (!) güçlü olduğu içinde, toplumumuzda din ile bilimin çatıştığı kanaatine sahip olanların sayısı az değildir. Oysa, sözkonusu edilebilecek çatışma Bilim ile Din arasında değil, bilim ile ilahi niteliğini kaybetmiş kutsal kitaplar (Tevrat ve İncil’e karışmış bulunan insan sözleri) arasında yaşanmaktadır. Öyle olduğu için de, kutsal kitapların haberleri ile bilimsel verileri karşılaştırmalar sonucunda bilim ile Tevrat, bilim ile İncil’ler arasında önemli çelişmeler olduğu tespit edilmiş bulunmaktadır. Buna örnek olarak; Tevrat’tan gelen, Nuh Tufanı’nın bütün Dünya’da yaşandığı ve İncil’den gelen Dünya’nın M.Ö.4004 yaşında yaratılmış olduğu şeklindeki (bilimsel olarak yanlışlığı ispatlanabilen) haberleri (ve daha pek çok haberi) göstermemiz mümkündür. Tevrat ve İncil’lerde yer alan müspet ilimle karşılaştırılabilecek sınırlı sayıdaki haberlerin, bilimsel veriler karşısındaki tutarsızlıklarına karşın, Kur’an-ı Kerim’deki çok çeşitli ilmi haberlerden hiçbirisi, bilimsel açıdan herhangi bir itiraza açık bile değildir. Kur’an bildirilerine insan eli değmediği için de, Kur’an, her geçen gün tazelenerek güçlenmektedir. Kur’an’daki Belkıs Kıssası’nda anlatıldığı gibi de, belki de yakın bir gelecekte eşya, bir yerden bir başka mekana anında taşınabilecektir. Işık hızının aşılabileceği üzerine yapılan çalışmalar da bunu ortaya koyar niteliktedir. Dünya kamuoyuna 2000 yılı ortalarında açıklanan, Dr.Lijun Wang’ın yaptığı deney sonuçlarının “ışık hızının” aşılabileceğini ortaya koyduğu haberleri üzerine fizikçi Erkani Keynan’la sözkonusu deney üzerine röportaj yapan gazeteci Akman, “Konuşmamızın bende yaktığı ışık şu oldu: Demek metafizik sandığımız her şey aslında fizikmiş.” demektedir . Kısacası, bilim din’dir (Kur’an’dır) denilmek istenmektedir. Bilimin din (Kur’an) olduğuna, din ile bilimin çatışmadığına bir örnek olarak, Pakistan’ın, Pencap bölgesinin küçük bir kasabasında doğan Müslüman alim Prof.Dr.Abdüs Selam’ın çalışmalarını örnek göstermek mümkündür. Kur’an-ı Kerim’den yola çıkarak yaptığı çalışmalar sonucunda Abdüs Selam’a 1979 Fizik Nobel ödülünü kazandıran teori, “zayıf ve elektromanyetik kuvvetlerin birleşik alan teorisi”dir. Selam, Big-Bang’ın (Yaratılışın) başlangıcındaki ´dört´ temel kuvvetten ikisini, elektromanyetik ve zayıf çekirdek kuvvetlerini “birleştiren modeli” geliştiren iki kişiden biridir. Bilindiği gibi, uzun zamandır fizikçileri peşinden koşturan hedef, tabiatta (makro ve mikro evrende) hüküm icra etmekte olan dört temel kuvveti (Kütleçekim, Elektromanyetik kuvvet, Zayıf Kuvvet, Güçlü Kuvvet) birbirleriyle özdeşleştirmek, bunların hepsinin aslında “tek bir birleşik kuvvet” olduğunu göstermektir. Bunun için teorik fizikçiler, 20’inci yüzyılın başından beri bu dört kuvvetin tamamının veya en az ikisinin menşeinin aynı olduğunu ispat etmeye çalışmışlardır. Einstein’in bile, uzun zaman çalışıp tatminkar bir netice alamadığı bu düşünceyi, sözkonusu 4 kuvvetten iki kuvvetin (atom çekirdeklerinin bozunmasına yol açan zayıf çekirdek kuvvetiyle, atomları birarada tutan Elektromanyetik kuvvetin), aslında Elektrozayıf adlı tek bir kuvvet olduğunu Prof.Dr.Abdüs Selam ortaya koymuş bulunmaktadır. Selam, iki ayrı etkileşmeyi (kuvveti) aynı bir teorik çatı altında birleştirmiş bulunmaktadır. Abdüs Selam; teorisini, içersinde “herşeyin” bulunduğuna inandığı Kur’an-ı Kerim’den çıkarmıştır. İslam, Tevhid (birlik) dinidir, birlik dini olduğu için de; “Allah’ın fiilleri, sıfatları ve zatında da bir birlik vardır” anlayışından hareket eden Selam, niçin bütün eşyada da birlik tecelli etmesin (?) sorusundan yola çıkmıştır. Bilimsel olarak yanlışlanamayan tek ilahi kitap olan Kur’an’dan hareketle de, birliğin, kainatta da aynı şekilde tecelli edeceğine inandı ve dört temel kuvvetin kökeninin “aynı olması” gerektiği kanaatine vardı. Sonra da, bu dört kuvvetten ikisi’nin aynı kuvvet (Elektrozayıf Kuvvet) olduğunu ortaya koydu (diğer iki kuvvetin, ortaya çıkarılan Elektrozayıf Kuvvet ile birleştirilmesi, yani, dört kuvvetin aslında tek bir kuvvet olduğunu ortaya koyma çalışmaları ise halen devam etmektedir). İlmi; etrafımızdaki Dünya’yı ve Allah’ın sanatını anlama gayreti olarak tarif eden Selam, “Muhal farz peygamberimiz bugün hayatta olsaydı da Ay’a ilk gidenlerin bizden başkaları olduğunu görseydi, muhakkak ki, bizi uyarır, -Sizin cihadınız ilimde üstünlüğü elde etmektir- derdi.” Demiştir . Gerçek bir alimin, gerçek bir ilim adamının nasıl olması gerektiğinin mümtaz bir temsilcisi olan, “bilimadamı-alim O dediğim” bu örnek insanın yarınki ölüm yıldönümünde (21 Kasım 1996) onu hatırlayacak olanlar, (geçmişte olduğu gibi) ne yazık ki kendilerini “Ben Müslümanlardanım” diye tanımlayanlar olmayacaktır (bu vesile ile yazayım istedim). Kendilerini “Ben Müslümanlardanım” diye tanımlayanlar, ALLAH’A ULAŞMA SANATI OLAN BİLİME uzak oldukları için de, yere batsın şu ilme olan vukufsuzluğumuz, (Müslüman bilim düşmanı değildir ama) düşmanlığımız, bilimadamsızlığımız-alimsizliğimiz demekten kendimi alamıyorum. Rahmetli Abdüs Selam, aşağıdaki: “Yaş ve kuru herşey kitab-ı mübin’de (Kur’an-ı Kerim’de) vardır.” (Kur’an-ı Kerim : En’am-6/59) ayetini ve İbn-i Abbas’tan rivayet edilen, “Deve’min ipi kaybolsa, herhalde onun yerini yine Kur’an’da bulurdum” sözünü anlayabilen ender insanlardan biriydi (O’na ve de ebeveynlerime Allah’tan rahmet diliyorum). O’nun anladığı gibi de, Kur’an; sadece ve asla ilahiyat kitabı değildir. Kur’an; hem ilahiyat, hem edebiyat, hem jeoloji, hem biyoloji, hem astronomi, hem fizik, hem tarih, kısaca da; aklınıza gelebilecek her kitaptır. Çünkü, O (Kur’an), bütün ilimlerin kendisini O’nda bulabileceği tek (Rehber) kitaptır : “...bu Kitab'ı (Kur’an’ı) da sana, her şey için bir açıklama....kaynağı... olarak indirdik.” (Kur’an-ı Kerim : Nahl-16/89) |
|||