ŞÜKRAN GÜNÜ (-YAS GÜNÜ) :
ŞÜKÜR BU MU?
(27 Kasım 2002)
    Anneler günü, Babalar günü, Doğum günü, Sigarayı Bırakma günü, Sevgililer günü, Komşuluk günü (vb). Şu gün, bu gün. Özal rahmetlinin başarısıyla (!) “yerli malı haftası”nı kaldırdık ya, “ithal belirli günler” ekseni etrafında dönen kutlamalarla geçiyor hayatımız. Düşünsenize Amerikalıların Cadılar Bayramı bile ülkemizde kutlanmaya başlandı. Yarın da birileri, yine Amerikalıların “Şükran Günü”nü (Thanksgiving), kutlayacaklardır. Geçmişte, “Ben her Şükran Günü’nde Amerika'ya teşekkür etmeyi hiç ihmal etmeyen bir insanım. Ne öğrendiysem orada öğrendim.” diyen gazeteci yazar Serdar Turgut, yarın da teşekkür eder mi bilemem, fakat, edenler bulunacaktır. Peki, nedir bu Şükran Günü?
Amerika’nın, Noel’den sonra ikinci önemli etkinliği sayılan Şükran Günü, ABD’ye özgü. Kasım ayının dördüncü Perşembe’sinde Amerikalılar, kendilerine ihsan edilen nimetler için Tanrı’ya teşekkür ediyorlar. “Thanks Given Day”, bir anlamda, “Tanrı’ya Teşekkür Günü”. Dini bayram gibi bir şey. Tarihsel öyküsü de bunu göstermektedir.
Bu günü Amerika’da ilk kez, Pligrimler kutlamıştır. Ülkeleri İngiltere'de dini zulüm gören bu insanlar, özgürlük elde edebilmek için önce Hollanda’ya, buradaki yaşamın kendi kültürlerini bozduğunu gördükleri için de sonrasında Amerika’ya göç etmişlerdir. 6 Eylül 1620'de, “May Flower (Mayıs Çiçeği)” adındaki bir gemi ile toplam 102 kişilik bir grup, soğuk ve uzun süren bir yolculuktan sonra 11 Aralık 1620'de Amerika'daki “New England” Bölgesine ulaşıp yerleşmişlerdir. “...ABD’ye gelen Pligrimler -yerleşimci ve hacı- ilk geldiklerinde aylarca süren yolculuklarından dolayı yorgun, hasta ve açtırlar. Kızılderililer onları karşılar ve yiyecek verir, hindi avlamasını, mısır ekmesini öğretirler. Üç yıl sonra İngiliz Vali William Bradford büyük bir yemek hazırlar ve (komşuları ile barış içinde yaşadıkları için de) Kızılderililer’i çağırır. Kızılderililerin şefi Massoit 90 kişiyle bu törene katılır. O günden sonra her hasat sonrasında yemek geleneği sürer. 1863’de Başkan Abraham Lincoln Şükran Günü’nün ulusal bayram olmasını önerir, ancak bu öneri, 1941’de Kongre’de karara bağlanır ve her yılın kasım ayının son Perşembesi Şükran Günü olarak ulusal bayram ilan edilir.” . Tarihsel temeli bu olan Şükran Günü kutlamalarının, bir de farklı öyküsü vardır.
Beyazların Amerika’ya ayak basmalarıyla ev sahibi oldukları kıtanın istila edildiğini gören, bunun ötesinde ise soykırıma uğrayan insanlar vardır. “Hikayenin karşı tarafında ise renkler daha farklı, kanla, soykırımla ve bir kıtanın işgaliyle bezeli. İlk farklılık, gelenlerin gelir gelmez ne yaptıkları ile ilgili. Kendilerine yeni bir yaşam kurmak için gelen Avrupalılar, özellikle İngilizler, gelir gelmez katliamlara başlarlar ve bu Kızılderililer’in direnişleriyle karşılık bulur. Bu direnişlerden en önemlisi de Wampanoag Kabilesi’nin Şefi Massoit’in oğlu Metacomet’in önderliğindeki bir yıl sonra kanla bastırılan savaştır. Metacomet öldükten sonra kafası bir kazığa geçirilip 20 yıl boyunca sergilenir. Bir eli kesilip Boston’daki İngiliz yetkililere, bir eli de İngiltere’ye gönderilir. Ailesi köle olarak satılır. Yıllar süren mücadele sonucunda onun anısına kazıkta kafasının sergilendiği yere bir plaket çakılır.” . Bu sebeple, soykırıma uğrayanlar için Şükran Günü, ´Yas Günü´ olmaktadır.
Buna karşın Şükran Günü geleneği kutlamalarında Amerikalılar, bütün bir yıl verdiği esenlik ve nimetler için yemek sofrasında tüm aile üyeleri ile bir araya gelerek, Tanrıya verdiği nimetler için “dua” ederler. Peki ama, özelde Amerikan toplumu, genelde insanoğlu, Allah’ın, kendilerine verdiği nimetleri gereği gibi aklediyor ve gereği gibi şükrediyor mu? Ya; hacısı, hocası, profesörü, şeyhi ve avamı ile çok cahil bir toplumu yansıtan bizler bunun neresindeyiz?
İnsan sözcüğü bazı dillerde, “bilen varlık” anlamına gelmektedir. İnsanoğlu, neden ve nasıl burada (dünyada) olduğunu bilmek zorundadır. Big-Bang (Yaratılış)’ın ilk anından dünyamızın oluşmasına, oradan da son jeolojik dönem olan Haleosen başlangıcına (M.Ö.10.000’e) kadar yaşanan bütün hadiselerin, insanın yeryüzünde bir uygarlık başlatmasını ortaya çıkaracak şekilde planlandığını öğrenmek zorundadır.
Bizler, bir ´spiral galaksi´ olan Samanyolu’nun, yıldızlar yığılmış uzun bir kolunda yer almış bir Güneş Sistemi’nin bir gezegeninden (Dünya’dan) evrene bakmaktayız. Eğer Samanyolu spiral bir galaksi olmasaydı canlılar oluşamayacak, biz de yaşıyor olmamızdan söz edemeyecektik. Fakat, spiral olduğu (oval, küre olmadığı) için biz bu yazıyı yazıyor, siz de okuyorsunuz. İşte Güneş : her sabah taze bir ahenkle tam vaktinde doğuyor, ısıtma ve aydınlatma görevini büyük bir intizamla yerine getiriyor, fakat asla sönmüyor. İşte, altı-üstü bütün etrafı boşluk olan Dünya’mız : Bağlı olduğu Güneş Sistemi ile birlikte tüm yolcuları (bitkileri, hayvanları, insanları) taşıyan bir uzay gemisi gibi, dengeli bir şekilde kainatın içersinde büyük bir hızla dönmekte, fakat uzaya fırlamamaktadır. Çünkü, bizim için seçilmiş bir galaksi (Samanyolu), bizim için seçilmiş bir Güneş Sistemi ve bizim için seçilmiş bir ekolojik ortam olan Dünya’da yaşıyoruz.
Dünyada uygarlığını başlatacak olan insanoğlunun ise, yeryüzüne “ilk ayak basması”nın hemen öncesinde, bitki ve hayvan çeşitliliğinin de çok bol bulunduğu bir ilk doğal ortam’ın, evcilleştirilebilecek bitki ve hayvanların değişik türlerinin de bulunabileceği bir ilk çekirdek ortam’ın olması gerekir. Oysa, yeryüzüne ´ilk kez´ ayak basan ilk insan grupları ise, etrafına baktığında (baktıklarında); suları, ağaçları, ormanları, dağları, kendileri ile birlikte mutlaka olması gereken bitki ve hayvanları (-diğerlerini) görmüşlerdi. Bütün bu gördükleri ise, lehine veya aleyhine olarak kendiliklerinden oradaydılar. İnsanoğlunun yaşamını sürdürebilmesi için mutlaka olması gerekenleri içeren bir ilk doğal ortam, ilk insanın kendi iradeleri dışında, bir tercihleri olmadan orada-ortada hazır olarak bulunuyordu. İşte, bu ilk doğal ortam da ortaya çıkartıldıktan sonra, kendisinden önce ortaya çıkanlar kendisi için hazırlanmış olan insanoğlunun, halen yaşamakta olduğumuz yerkabuğu üzerine ayak basması sağlanmıştır:
“Doğrusu biz sizi yeryüzüne yerleştirdik ve orada size geçim vasıtaları verdik...” (Kur’an-ı Kerim : A’raf-7/10)
Bir “Tasarım” sonucu, yeryüzünün içi-dışı her türlü nimetle doldurulmuş, göklerde ve yerde olanların hepsi insanoğlunun menfaatine sunulmuştur. Hal böyle iken, ´Şükran Günü´ (!) ne demek :

“...Ne kadar da az şükrediyorsunuz!” (Kur’an-ı Kerim : A’raf-7/10)