´YERLİ´Yİ ÖLDÜRMEK VEYA BOR ÖYKÜMÜZ (III) (25 Aralık 2002) |
|||
Memuriyet hayatım boyunca okuduğum tasarruf genelgelerinin, hiçbir işe yaramadığını yaşayarak gördüm ya, bunun gibi işe yaramadığını gördüğüm bir başka şey de, hemen her yeni dönemden sonra seslendirilen, “devletin yeniden yapılandırılması gerekir” sözü olmuştur. “Yeniden yapılanma” teraneleri, yabancıların ve “yerli olmayan yerli”lerin isteklerinin yerine getirilmesi (dış dayatma) olup, 1960 ihtilalinden sonra da görülmüş, Amerikan Yardım Komisyonu (AID) ve TODAİE’nin girişimi ile, kısa adı “Mehtap” olan bir çalışmanın önerileri uygulamaya koyulmuştur. Batılının “açlığı” hiç bitmediği için de, bir yasa çıkarılması zorunlu olmuş, bu yüzden AID’nin önceden yaptığı öngörülere paralel olarak Amerika’lı (Derviş) Mr. Northcutt Ely ülkemize gelmiştir. Bu zat, yabancı kişi ve kurumlara yazdığı 10.8.1963 tarihli mektuplarında, “Türkiye madenlerini özel sermaye (dolayısıyla yabancı sermaye) için cazip kılacak bir yasa hazırlıyorum.... önerilerinizin bir çoğunun tasanda yer aldığını göreceksiniz.” demiştir . Ancak, bu yasa taslağı yasalaşmamış, ülkemiz Etibank ile (-Bor’uyla) dünya piyasasında söz sahibi olunca, Türk Boraks Madencilik-İngiliz (İngiliz Borax Consolidat’ın paravan şirketi) Bor cevheri satış fiyatını, 1960’lı yıllarda önce 30-35 dolara, daha sonra da 17 dolara düşürmüştür. Bunun üzerine şirket elindeki sahalar 1968 yılında Etibank’a devredilmiştir. Fakat, “yerli olmayan yerli”lerin Etibank ile mücadelesi sürünce de, düşük fiyatlar yaşanmaya devam etmiştir. Bu durum, ülkenin kalkınmasında yerli özel sektör olmanın yetmediğini, “yerli’nin de yerli”si olunması gerektiğini ortaya koyar niteliktedir. 12 Mart 1971 Muhtırası’ndan sonra, yabancı sermayenin madencilik sektörüne girmesini engelleyen ve Bor’un devlet eliyle işletilmesini öngören 1713 sayılı Kanun çıkartılmış, ancak bu yasa Cumhurbaşkanı tarafından veto edilmiştir. Ülkemiz, bu kaynağından (Bor) faydalanamadığı, dünya ticaretinde etkili olamadığı (-1976-1977 yıllarında fiyat da düşürüldüğü için) milli servetimiz adeta yabancılara peşkeş çekilmiştir. 04.10.1978 tarihinde, Başbakan Bülent Ecevit’in başkanlığındaki Hükümet, 2172 sayılı yasayla; bütün Bor sahalarını, “kamu yararı” ve ulusal çıkarları korumak adına devletleştirmiş, Etibank’a devretmiştir. Ancak, Adalet Partisi (AP), bu yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuş, fakat, Anayasa Mahkemesi, 26.6.1979 günkü oturumunda iptal isteminin reddine karar vermiştir. Bu dönemde, devletleştirmeye karşı çıkan (madencilik sektörü dahil) sermaye gruplarının, paralı ilanlarla Hükümet aleyhine bir kampanya yürüttüğü de bilinmektedir. 24 Ocak 1980 kararları olarak adlandırılan kararlarla birlikte ülkemizde, bir önceki dönemde uygulanan “kamuya öncelik” tanıyan politika bırakılarak, yeniden, yabancı sermaye (-özel sektöre) öncelik tanıyan politikalar benimsenmiştir. 12 Eylül Darbesinden sonra oluşturulan Danışma Meclisi’nde hazırlanan 1982 Anayasanın, doğal kaynaklarla ilgili maddesi görüşülürken özel sektörcü ve kamu sektörcü kesim arasında yeraltı kaynaklarına sahip olma mücadelesi (geçmiş dönemlerdeki gibi) yine olmuş, tartışmalar tutanaklara da yansımıştır. Bunun sonucu, 24 Ocak felsefesine uygun olarak çıkan, 13.06.1983 tarih ve 2480 Sayılı Yasa ile (04 Ekim 1978 tarihinde çıkartılan) 2172 Sayılı Yasa iptal edilmekle kalmamış, evvelce kamulaştırılan maden sahalarının bazıları eski hak sahiplerine iade edilir. Bizden olmayan akıl tarafından bize dayatılan, “devletin yeniden yapılandırması” safsatası, 24 Ocak mimarı Özal hükümeti zamanında da gündem olmuştur. Bu dönemdeki IMF ve Dünya Bankası güdümündeki yatırım kredileri, özelleştirme (ülke kaynaklarının talan ettirilmesi) şartına bağlanma dayatması ile ülkemiz ekonomisini ayakta tutan devlet-millet kuruluşları yabancılara (Morgan Guarentee Bank’a) hazırlattırılan Özelleştirme Ana Planı (1986) gereğince özelleştirme kapsamına sokulmuştur. Bu arada, yabancı sermaye için DP döneminden beri sorun olan (!), yani işlevsiz hale getirilmesi gereken kurumlar da (MTA ve Etibank) vardır. 24 Ocak felsefesinin madencilik alanındaki yansıması olan 15.06.1985 tarihli 3213 Sayılı Maden Yasası ile, 1954 yılında çıkartılmış olan 6309 Sayılı (aramalarında MTA’ya öncelik hakkı tanıyan) Yasa yürürlükten kaldırılmıştır. 3213 ile, kamu kuruluşlarınca işletilen tüm (Bor gibi) madenler, özel-yabancı sektörün arama ve işletmesine açılmış, bunun sonucu olarak da özel “sektör yoluyla” yabancı sermayenin stratejik (ekonomik) öneme haiz madenlerimize ulaşması sağlanmıştır. Yasa’nın işlemesinin sonucu olarak da, Devlet sektörünü temsil eden (1951, Barker Planı’ndan itibaren yabancı sermayeye ve -yerli olmayan yerli-ye karşı pasifize edilmesi istenilen) MTA, tamamen işlevsiz hale gelmiştir. Etibank’a gelince! Etibank’ın, Bor dünya pazarına ihracatçı şirket olarak çıktığı 1959 yılı, “sonunun” başlangıcı olmuştur. İşlevsizliğe sürüklendiği yıl ise, bir holding olacak şekilde yeniden yapılanması (!) öngörülen Özelleştirme Ana Planı (1986) olmuştur. Çünkü, Bor, Batılı yamyamlar için vazgeçilmezdir. 10.04.1986 tarihinde uzaya gönderilirken düşüp parçalanarak Amerika’yı mateme boğan Challenger’in, parçalanmayan tek bölümü kabinidir ve de Türk Boraksı kullanılarak yapılan bu kabini yapan kurumun başındaki genel müdür, Özelleştirme Planına güçlük çıkardığı için görevinden alınmıştır . “Özelleştirme Ana Planının (ise) bir İngiliz Planı olduğu kuşku götürmez bir gerçektir.” . Özal döneminde ABD’nin açları, ülkemizdeki Bor’u o kadar garantilemiştir ki, “Türkiye’nin rakibi ABD’li Owens Corning(‘in).....bir yan şirketi olan....Billie yeraltı işletmesi, -Türkiye’den ithal edilen Üleksitin ucuza gelmesi nedeniyle- 1986 yılında üretimini durdurmuştur. Üstelik bu Owens Corning firması, 1986 yılında büyük bir borç yükü altındayken, Eti Holding’in (Etibank) ucuza Bor satışlarıyla durumunu düzeltmiştir...Eti Holding’in sağladığı bu ayrıcalığın nedenini kimse bilmemektedir.” . Oysa, “yerli olmayan yerli”ler (işbirlikçi şu bu) hep içimizdedir. Yakın tarihlere kadar Aralık ayının ikinci haftasında kutlanılan Yerli Malı Haftası, ilköğretim programlarının vazgeçilmeziydi. Kalkınmanın anahtarını artık “yerli”de görmediğimiz için epeydir kutlamıyor olsa da, hatırlamak hiç de zor değil. Turgut Özal’lı (ANAP’lı) yılların ortalarına (1985-86’lara) kadar kutlanılırdı. Sonra; önce okullardan, daha sonra da hayatımızdan çekip gitti! Onun yerine artık, yeme içme haftası var. Yiyin efendiler yiyin, patlayıncaya kadar....yiyin! Not: Haftaya, 1991’den-Bugüne... |
|||