UMUDUMUZ HİÇ SOLMAYACAK,
HEP VAR OLACAKTIR
(04 Eylül 2002)
    Yaklaşan seçimde seçmen, kendisinden oy isteyecek olan (istisnasız) her partiye, “Ey siyasi partiler; işçiye, memura, çiftçiye, tüccara, emekliye, kısaca; telovoleci azınlık hariç sıkıntı çeken büyük çoğunluğa ne vaad ediyorsunuz?” sorusunu sorarsa, hemen bütün siyasi partilerin (dürüst olurlarsa) verecekleri cevap, “IMF programının (-Dünya Bankası’nın direktiflerinin) dışına çıkamayız” olacaktır. Çünkü, siyasal yapılanmamız IMF-Dünya Bankası bastonuna yapışmış bırakamamakta, bırakmamaktadır. Bunun sebebi ise, Batı’ya (uluslararası iradeye) rağmen iktidara gelemeyeceklerini, gelseler de kalamayacaklarını iyi biliyor olmalarıdır.
Hal böyle olunca da, IMF-Dünya Bankası programcısı partilerin; -biz solcuyuz-, -sağcıyız- veya -bilmem neciyiz- deseler de birbirlerinden hiçbir farkları olmadıkları gibi, bizim (-ülkemiz) için yapabilecekleri bir şey de yoktur. Bu sebeple, kanmayın-kandırılmayın. İsmi; ister “demokratik sol”, isterse “bilmem ne sol” olursa olsun “her türlü sol düşünce”nin, kapitalizmi (-liberalizmi) insanoğlunun önüne bela olarak koyan insanların bir diğer belası olduğu, “uluslararası irade”nin ülkemizdeki icra memuru Sayın Derviş’in, kendilerini “Sosyal Demokrat - Sol” olarak tanımlayan bir yapılanmaya (IMF’nin dayatmaları aşılamazsa ülkemizde iç barışın korunması mümkün olamayacaktır demelerine rağmen, aralarına alanlara) katılması ile de açık ve seçik ortada iken, aldanmayın, aldırmayın. İşine gelince “ben 30 yıllık siyasetçiyim”, işine gelince de, “ben eski siyasetçi değilim” diyerek bir gecede kökten değişim (!) sergileyen, Amerika’ya gidildiğinde (yatırımcı kuruluşlarla değil de), başında İsrail Merkez Bankası eski Başkanı’nın bulunduğu modern tefeci insanlarla görüşüp, sözkonusu bu görüşmede ne konuşulduğunu da açıklamayan, sanki “sağcılık, solculuk” denilen “bela”lardan farkı varmış gibi, “Biz Merkezdeyiz” veya “Merkez Sağdayız” diyen yapılanmalara da, inanmayın, inandırılmayın. “Başbakanlık için seçimin ertelenmesine razı olamam, Başbakanlığı reddediyorum” dedikten hemen sonrasında dönüş yaparak, “Seçimler ertelenirse elimi taşın altına sokarım” açıklaması ile “istemem yan cebime koy” profili çizen siyasetçilere de, Başbakan Yardımcısı olduğunu ve de neredeyse Üniter yapımızı da unutup, “Eğer AB’ye girersek 13 yaşındaki kızlara kelepçe vurulmayacak, AB’nin yolu Diyarbakır’dan geçer,” sözleri ile, bu ülkenin Avrupa’dan değil de buradan yönetilmesi gerektiğini hiçe sayan politikacılara da uzak durun, yakın olmayın. 30 bin kişinin katilini “ben asarım, başörtüsü sorununu ben çözerim” vaadi ile iktidara gelip de, hiçbir şeyi çözemeyen, kısa bir süre Başbakanlık, ama uzun bir süre Başbakan yardımcılığı yaptığını bile unutarak, sayın Derviş’in istifasından sonra (yeni Bakan, sayın Masum Türker’in açıklamaları esnasında) Derviş’i eleştirerek, -Bakanlar Kurulu’nda ilk defa Hazine hakkında böylesine ayrıntılı bilgi sahibi oluyoruz- diyecek kadar güçsüzlüğünü de ortaya koyan insanlarla da aranıza mesafe koyun, mesafeli durun. Üçüncü ambleminden sonra bile amblemi tartışmalı olan, adı yeni olsa da kendi eski tüfek “derin aile” yapılanmalarına da bakmayın, baktırılmayın. “IMF’ci değiliz, biz diğerlerinden farklıyız” deseler de, son basın toplantılarında, duvarlara asılması gereken panoları becerip asamadıkları için elle tutma becerisini (!) nasıl sergiledikleri de ortada olanların ise, “IMF’ci olsalar da olmasalar da hiçbir şeyin değişmeyeceğini, Allah’ın ilmi olan bilimden uzak olan her yapılanmanın sağlıksız bir yapı olduğunu da unutmayın, unutturmayın.
Bilinmelidir ki, siyaset, toplumsal taleplerin meşru ifade biçimidir. Bu yüzden, ona-buna-şuna (sizden oy isteyen insanlara) hemen kanmayın, kandırılmayın. Sorunlarınızın çözümüne talip olanlar, kendilerini düzeltmedikleri sürece sizin için yapabilecekleri hiçbir şey yoktur. Bu sebeple, hemen teslim olmayın, anlatılan masalları yutmayın. Particilik, hemşehricilik veya bilmem necilik yaparak; yapılacak olan işi yapması gereken kişiye (emaneti ehline) vermediğiniz sürece ağlayanın siz olacağınızın yanında, başkalarını da ağlatacağınızı unutmayın. Yoksa (iş işten geçtikten sonra), hiç kimse kapı kapı dolaşıp “şu sorunumuzu” çözemediniz diye ağlamasın, ağlatmaya vesile olmasın.
Şimdi biz bunları yazdık diye de, hiç kimse karamsar olmasın. Sadece bilelim, ´bilmek zorunda olduğumuzu´ hiç unutmayalım istedim. Hüküm vereceğimiz zaman (birini bir göreve seçeceğimiz-atayacağımız zaman) adaletle hükmedelim (görevi en iyi yapabilecek olan kişiyi seçelim-görevlendirelim) istedim. Yoksa, -iyiye ve güzele olan yürüme azmimiz- hiç bitmeyecektir. Umudumuz hiç solmayacak, hep var olacaktır:

“....Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden ümit kesmez.” (Kur’an-ı Kerim : Yusuf-12/87)