HEP YANILTILACAK MISINIZ? (22 Ocak 2004) |
|||
Geçen sene Ocak ayında bu sütunlardan çekilip, kitap yazımımıza dönmüştük ama, çalışmamız bitip, Şubat ayının haftasında çıkacak yeni kitabımızı beklerken biraz rahat olur gibi olduk ya, yeniden karşınızdayım. Başlarken, ilk olarak diyoruz ki; insan, çok kısa bir süre kaldığı yeryüzü sahnesinde sürdürdüğü yaşamı sorgulamak zorundadır. Her şeyi sorgulamaya alıştırın kendinizi. Size söylendiği gibi değil de, gerçekte olan gibi düşünün. Bunun önemi, düşünceleriniz her ne ise, hayatınızın da o şekilde olduğudur. Hayatınızın gidişatını, evlatlarınızın gelecekteki yaşamını beğenmediğiniz, değişmesini istediğiniz için de, önce düşüncelerinizi değiştirmelisiniz. Milyonarca yüz arasından bir yüzü seçer gibi de, “gerçeği” seçmelisiniz. Yakınınızdadır gerçek. Onu görebilmek (seçebilmek) için ise, yanılmaktan kurtulmanız gerekir. Tek bir soru bazen bin cevaptan daha güçlü olduğu için de sorumuz şu; -Hep yanıltılacak mısınız? Osmanlıyı yıkan, Kurtuluş Savaşımızla kovduğumuz emperyalizm, yabancı sermaye ile Cumhuriyetimize de sirayet etmiş, ikili anlaşmalar yoluyla da ülkemizi istila etmiştir. 23 Şubat 1945’de ABD ile yapılan “ilk” anlaşmada Türkiye’nin hak ve çıkarlarını koruyan tek bir kelimeye yer verilmemiş, 27 Şubat 1946’da yapılan “ikinci” anlaşma ile ise, o sıralarda ülkenin 245 milyon dolarlık dövizi de varken, ABD’den 10 milyon dolarlık kredi (-yabancı sermaye) alınmış, ülke, modern sömürgeciliğe teslim edilmiştir. Hemen sonrasında ABD, Türkiye’de kültür emperyalizmini kurmak için ilk önemli tavizi 27 Aralık 1949’da yapılan “eğitim” anlaşmasıyla elde etmiştir . Bu şekilde, o güne kadar ki Fransız kültürlü İngiliz modası bitmiş, Amerikan modası başlayınca da, iyice “biz” olmaktan çıkıp, eksiksiz her unsurumuzla amerikanlılaştık, çünkü, “dost ve müttefik” (!) ABD ile yanıltılmıştık, yanıltılıyorduk. ABD’nin yardımcı aktörü Rusya (komünizm-sosyalizm) ile korkutulup, sonrasında Kore’de savaşarak 13 Şubat 1952’de NATO’ya alınmış, NATO’ya alınış gerekçemiz olan komünizm denilen dublör (Varşova Paktı) çökerken, komünizme karşı bir örgüt olduğu bize yutturulan NATO’muz, bırakın komünizme bir fiske vurmayı, ayakta tutmak için de uğraşmış, çünkü, NATO ile de yanıltılmıştık, BM ile de, aynen yanıltılıyorduk. Bugünkü AB modası, geçmişteki Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) için yıllarca, -ekonomik topluluktur, siyasi topluluk değildir dendi duruldu, yanıltıldık, buna karşın yıllarca da, -AET ekonomik topluluk değildir, Hıristiyan topluluğudur dendi, sonrasında uyum sağlandığına göre, yine yanıltılmıştık. 1980’e kadar her türlü sağ yada sol, yada milliyetçi, İslamcı modayı tuttuk, yanıltıldık, derken, bir ihtilalimiz, bir de yeni modamız, “liberal ekonomimiz-ılımlı Müslüman”ımız oldu, özelleştirme cenneti (!), yabancı sermaye de peşinden gelecek denildi, gelen, yabancı sermayenin eline geçen ülke kaynaklarından başka kaynağımız kalmayışı ile, Hıristiyan’a iyi, Musevi’ye kötü öngörülü bir acaip Müslümanlık oldu, yine yanıltılmıştık. Gümrük Birliği anlaşması yaptık (1995), bir yıl sonra AB’nin içinde olacağız, sevinin, kutlayın diyenimiz oldu, sevindik, kutladık; gelen faturamız yaklaşık 80 milyar dolar kayıp oldu, yanıltılmıştık. ABD ve yardımcı aktörü AB modası sürüyordu ya, -AB’nin yolu Diyarbakır’dan geçer, yada -kırmızı hattımız var savaş sebebi sayarız sözleri duyduk ama, bir eski yetkili, hemşehrimiz, -Kuzey Irak’ta Kürt Devleti kurulmasına destek verdik dediğinde , demek ki, “kırmızı hat”tımız yokmuş, Misaki Milli sınırları içinde Kürt Devletimiz doğmuştu, yine yanıltılmıştık. Yasalarımızda, idam cezamız vardı, bu yüzden, “27 Mayıs’ta Başbakan’ı, 12 Mart ve 12 Eylül’de gencecik bedenleri asan Türkiye, Abdullah Öcalan faktörü varken idam cezasını kaldırdı(k).” , adam olmayan adamı asamayacağımız önceden de belliydi ama, asacağız diyenlerce yanıltılmıştık. Bay Derviş’li mizahi sol ile ise zaten yanıltılıyorduk. 1990’la başlayıp, 11 Eylül’den sonra da hızla dünya yeniden şekillendiriliyor ya, bunun için de modamız yine değişmeli ya, ABD’nin AKP’ye desteğinin arkasında Ortadoğu’da federalizme kapı açan 'demokratik İslam' temelli rejimler olan proje yatıyor olmasına , bu yüzden ABD’li Fuller gibi ideolojistlerin Türkiyeli Müslümanlara biçtiği rol “Müslüman Demokrat” ya, Tayip Bey, “Muhafazakar Demokrat” diyor ama olsun, büyüklere de masal gerekiyor, bu da yeni moda. Domuz hastalığını görmezlikten gelen, ama çiğ köfteye savaş açan Katolik nikahlı AB kamplaşmalı bu “yeni moda”ya karşı, iç dinamiğimizin “yeni karşı modası” da “ulusalcılık” ya, her iki modanın (-modalarımızın) geçmişi ve bugünü sayesinde yarı sömürge olmuşuz ama, -ülke elden gidiyor heyecanına kapılıp, yanılmaya talip olanlarda var hala. Peki ama, hep yanılacak mıyız? Yanılmamak yada yanıltılmamak istiyorsanız, kendi içinizde kendinize karşı çıkan bir düşman oluşturmalısınız. Çünkü, sahip olduğunuz değerlerde yıkıp inşa edeceğiniz çok şey var. Öncelikle de, gerçekleri saklayıp sizi yanıltanları reddetmeli, dayatma “moda”ları terk etmelisiniz. Kabul edilebilir ki, iyi bir nasihat akılsız insanı akıllı yapmaz, fakat akıllı olanı uyandırması, harekete geçirmesi beklenir. Kim ne kadar uyanır bilemem ama, anlayan ve çabuk davranan her şeyi başarabilir. |
|||