SİZE BİR ÖLÇÜ VEREYİM DE
BAŞKANINIZI SEÇİN!
(29 Ocak 2004)
   Yaşadığımız hayatın en büyük ve en zorlu işi başka(larının)sının sorumluluklarını üstlenmek, başka(ları)sı adına kararlar verip, onlar için en doğrusunu ve güzelini yapmaya çalışmaktır. Özel yaşamınızdan, hatta hayallerinizden fedakarlık yapıp başkaları için de yaşamaktır bu. Dahası, yerel-genel yönetim başkanlıkları, kendi bireysel emelleri dışında hiç bir ufku olmayanların, dünya olaylarını okuyamayanların yeri de değildir.
Demokrasi halkın kendi kendini idaresidir denir de, halkın bir talebi yoktur ama olsun, AB çevreleri idari reform istiyor, Yerel Yönetimler “özerklik şartı”nı görmek istiyor. Her belediyenin, il yönetiminin kendi başına karar verebileceği bir model öngörülüyor. Hani, etnik yapımız yok dendi duruldu da, talep Batılı’dan gelince artık konserlerinde, “özgürlük” diye haykırılan Kürtçe rock şarkıcımız, Haco’muz bile varoldu ya, özerklik şartı hayata geçtiğinde korkarım ki “yaşasın özgürlük” diye haykıranlarımız da olacaktır.
Bu yüzden, Yerel Yönetimlere özerklik (Yerinden Yönetim) talebinin, “yoğun bakım”daki ülkemiz için hassas bir yönü bulunmaktadır. Küresel terörizm denen masalın kaynağı Vahşi Batı’nın, “ülkemizi içinde tuttukları çeşitli sorunlar” açısından şimdilik sadece Doğu ve Güneydoğu bölgemiz açısından kritik bir unsur gibi görünmekteyse de, Trabzon’luyu mu yoksa Pontus’luyu mu temsil ediyor karar verilmesi tavsiye edilen Konak gibi şarkıcıları bulunan yapısı ve tohumu ekilen Lazcılık ve Gürcücülük hareketleri ile gelecekte Karadeniz bölgemiz için de tehlike olacaktır. Çünkü, halen de yöneticileri “bilgisiz” olan Yerel yönetim yapımızda, eğitim ve yerel polislik işleri özerkleştirildiğinde biz “biz” olmaktan çıkıp, ben-sen (etnik unsur) olur gibi olacağız. Bilgisizliğimiz cahiliyete dönüşmüş olduğu için de, Batı’dan esecek her “alçak” rüzgar (!), parçaladığı genele karşın henüz ayakta duruyor gibi olan yereli de yerle bir edecektir. İşte, bu yüzden de Belediye yönetimleri çok önemlidir.
Buna rağmen de, Belediye Başkan yada Başkan yardımcılıkları koltuklarında oturmalarına rağmen nerede oturduklarının farkında bile olmayan insanların savurganlığıyla, her Tepede kurulan belediyelerin sergiledikleri yayla şenlikleri teraneleri ile kıt ülke kaynakları sel olup gitmekte, şehr-i kültür kaybolduğu için de, Kunduracılar Caddesine döşenen lahit taşı gibi soğuk taş, üzerinde yürüyenleri bile üşütmektedir.
Yaklaşan Yerel seçimler sebebiyle etrafınızda yaşanmakta olan olaylara bir bakın: “Önce benim aday olmam gerek...Belediye Başkanlığı mı..Benden başkası olamaz..Hepsi benim hakkım!” denilmek istenmiyor mu?
Peki ama, hak etsin etmesin pek çok insanın, Başkanlıklara yada diğer makamlara aday olmasını nasıl açıklayacağız? Gelin size bunu şu şekilde açıklayayım: Geçmişte de bu ülkede işler iyi gitmiyordu. Fakat, “bilgi” henüz daha tamamen ortalardan kaybolmadığı, bir yerlerde bulunabildiği için de “bilgisizliğe” dur diyebiliyordu. Başkanlar (-amirler), çalışanlarından (-memurlarından) daha bilgili olunca da, sıradan insanlar Başkanlığa (-amirliğe) talip olamıyordu. Osmanlıdan gelen şehr-i yapı, 1940’lı yıllardan beri de ABD ile kör topal yürüyorduk ki, ülke sathına anarşi eken mihraklar için bir ihtilalimiz olmalı, sosyoekonomik-kültürel yapımız da değişmeliydi ya, talep halktan gelmemişti ama olsun, “ABD’nin (1950 yılı öncesi başlattığı) Yeşil Kuşak projesi çerçevesinde Türkiye’ye biçilen yeni rolü (ılımlı Müslüman) uygulama misyonunun rantını yiyen ANAP’ın başkanı rahmetli Özal, “amirin bilmesi gerekmez danışmanlar bilmeli” dediği dönemde devlet memurluğu misyonunun öldürülmesi sergilenince istenen olmuş, ölçüsüzlük ölçü olmuştu. Çıta (seviye) yüksekten yere indirilince de, hayallerde bile yer almaması gerekenler olmaya başlamış, bilgisiz her insan her türlü Müdürlüğü, Belediye Başkanlığını yada Vekilliği kendine hak görmeye başlamıştır.
Tabii ki de, toplumsal yapının (-insanın doğasının) bozuluşudur bu. Kökündeki kaynaklar kendisini beslemediği için de, artık ortada insan da yoktur (Vali olursun ama adam olamazsın darbımeseli gibi bu). Başkan, Başkan adayı, Oda Başkanı (-vb.) değil, “size yedirmedikleri pastanızın bölüşümü” sözkonusudur artık. Çünkü, 80’li yılların “yeniden yapılanma modası” tutmuş, “devletin malı deniz, yemeyen domuz” felsefesi yaşama geçmiştir. Peşinden de, 90’lı yıllarla kapanmaya başlayan (sırtınıza yüklenen) 20 bankanız gelmiştir. Bu yüzden, kendinizi değiştirmezseniz, kapanan bankalarınız gibi kapanan belediyeleriniz de kaçınılmaz olacaktır. Biz bu hale de katlanırız belki ama, hemşehrimdir ilkelliği, partilim taassubu sergilemeniz (-bilgisiz insanları seçmeniz) halinde gelecekte ortaya çıkacak etnik bölünme tehlikesine siz bile katlanamazsınız.
Trabzon Başkanı’nı arıyor diyor, her geçen gün yeni bir belediye Başkan adayı keşfediyorsunuz da, sahi aradığınız ne? Öncesinde var mıydı ki?
Ben size, bir “ölçü” vereyim de Başkanınızı bulun! Halk için denir ya, hangi Başkan yada Başkan adayı, Belediye binasına yaklaşık 15 metre uzaklıkta bulunan “meydan parkı”nda oturup da halkla bir çay içmiştir?
Kişi, doğru hareket edebilmek için neyin doğru olduğunu bilmek zorundadır. Özal’lı “ılımlı İslam”dan sonra, T.Erdoğan’lı AKP ile de (Amerikan Rüyalı) yeni bir modanız oldu. “Türkiye’ye yeni bir rol ve model biçiliyor. Light İslam . Amerikan Musevi Komitesi (AJC), Başbakan Erdoğan’a, Amerika ziyaretinin ilk ayağı olan New York’ta -Cesaret (İnsanı) Ödülü- verdi . Cesaret ödülünüz oldu ama, tercihleriniz eliyle bir de Meyveş Ana’nız (Karadenizli Yahudileriniz) olacaktır. Belediye seçimi deyip geçmemek, bir de tarihe not düşmek için yazdım.