BİR BAYRAK RÜZGAR BEKLİYOR (19 Şubat 2004) |
|||
Önemsediğimiz insanların fazla bir şey bilmediklerini, hatta onlardan fazla bildiğimizi ya da bizden biri dediğimiz insanların aslında bizden biri olmadıklarını uzun yıllar önce anladım. Hemen her köşebaşı bizi kültürel olarak besleyemeyecek insanlarla dolu. Çarpık Kültür’ün toplumsal hayatımıza yansımasıdır bu. Peki ama, yerleşik kültürün ´çarpık kültür (kültürsüzlük)´olduğu böyle bir toplumsal yapıda kim ne kadar etrafında ne oluyor bilebilir? Ya da her şeyin her şeyle ilgisini bilmeden nerede neyi bulabilir? Üstelik de, ne aradığını bilmezse bulduğu şeyi nasıl tanıyabilecektir? Bilebildiğim, yaşamın “gerçek dinamiği”nin insanın etrafında dönüyor olduğudur: “-Ölüm tepemizde öylece durur-, tekrarlanan nakarattır. –Bir adam diğerini gömdükten sonra kendisi uzatılır ölüm yatağına. Ve bir diğeri de onu gömer; ve bunların hepsi kısacık bir zamana sığar. Sonuçta hep gözlenen, insanoğlunun nasıl da geçici…olduğudur.” . Yaşama anlam kazandıracak bu gerçeğe göre hareket edip dünyamızı “gül bahçesi” yapmak varken, hayatı anlamsız olarak yaşamak işkencemiz sürüyor. İşkence denilince de akla sadece maddi zulüm gelmemelidir. Davranışlarımız da işkence üretebilmekte, yaptıklarımız başkalarının keyifsiz yaşamalarına sebebiyet verebilmektedir. Böyle bir işkence çeşidi göstermem gerekirse de, yaklaşık 3 hafta önce Star’ın Objektif programında izlediğim sayın Korkut Özal’ın söylediklerini gösterebilirim. Sayın Özal, Erbakan Hocalı yılları döneminde din ile siyaset yapıldığını, aday olduğu kongre sonrası bu gruptan ayrılıp rahmeti abisi Turgut Özal’ın yanında yer aldığını söyledi. Ben burada sayın Korkut Özal’a, kendisinin de dini değerleri siyasi hayatında kullanıp kullanmadığını sormayacağım. Çünkü cevap biliniyor. Sadece ´dini hassasiyeti´ fazla gibi görünenler değil, hassasiyetçilere karşı çıkan sayın Ali Topuz Bey gibiler bile hala din üzerinden siyaset sürdürüyor. Sayın Özal’a, son Cevizkabuğu programında, emekli General Osman Pamukoğlu’nun söylediği, -bu ülke 1938’den beri kötü yönetiliyor, sömürge olduk sözlerindeki hal’de rahmetli Özal’ın da büyük dahli olduğundan söz edecek değilim. Bana işkence gelen davranışı şu : Sayın Özal, AB’ye girmek yönündeki iştahını sergilemesinin yanında, AB’ye girmekle bazı değerlerimizi kaybedeceğimizi de söyledi. Bir örnek vermem gerekirse de, ilkokullarımızda okuduğumuz, ama artık yabancılara okutulması mevcut hükümetimiz tarafından kaldırılan “Türk’üm, doğruyum, çalışkanım” and’ımız var ya, işte, o “and” da ortadan kalkacak. İmdi, A) Sayın Korkut Özal, -Vatikan ikna olmazsa işiniz zorlaşır- mesajını bize sunduğu için de “Kiliseler Birliği” diyebileceğimiz AB’ye, üye olmakla bazı değerlerimizi kaybedeceğimizi biliyor söylüyor da, kimliği olan İslam dininin de kaybedeceğimiz değerler arasında olacağını bilmiyor mu? B) Ya da biliyorsa neden söylemiyor? C) Ya da olmakta olan bizim anlayamadığımız ne? Cevabı siz verin, işkencem bu. Böyle bir örneği sayın Erbakan ve sayın Demirel’den de verebilirim. Erbakan Hocamız, uzun yıllar dünkü AET bugünkü AB için, -Ekonomik topluluk değildir, Hıristiyan topluluğudur, dedi durdu, buna karşın sayın Demirel de, -Hayır, AET siyasi topluluk değil, ekonomik topluluktur, dedi durdu, sonuçta Erbakan Hocamız haklı çıktı, AB köküne kadar bir Hıristiyan Kulübü olarak karşımızda ama, bir de baktık ki Hocamız da AB’ci oldu. Buna karşın, geçmişteki AET-AB’ci sayın Demirel ise, şimdilerde AB’den gelen tehlikeleri seslendiriyor. Bu örneklemeye, daha dünkü AB’ci bugünkü ´tehlike seslendirici´ sayın Ecevit’i, bir de geçmişi ve bugünü ile sayın Tayyip Erdoğan’ı da eklersek görüyoruz ki, Kıbrıs konusunda Türkiye ve KKTC’ye şantaj yapan AB’ye , yani Bayrak elde bayraksızlığa, ALBAYRAKSIZ AB’ye koşuluyor. Soru şıklarımız hala geçerli, isimleri değiştirin cevap verin, bir işkencem de bu. İşkencemiz çeşit çeşit, bir de Takiyye var. Üstelik, bir de değil, iki tane Takiyyem var. Bir tanesi, ´dini hassasiyetim´ daha fazla diyen insanlardan geliyor, onlar kendilerini değiştirmediler saflıkları sürüyor, Tayyip Bey fırtınası için, -İç dinamik için gerekli, yapılan Takiyye diyor. Buna karşın bir başka grup, ´ulusalcı´ ya da ´statükocu´ denilenler de esen fırtınaya Takiyye diyor. Aynı hadiseye iki farklı yerden bakılıyor ama cevap aynı, Takiyye deniyor. İmdi: Birinci kesim, kendileri uyanık (!), Takiyye yapıp kandıracak, elin gavuru sanki ahmak kanacak, üstelik dizayn edilen kendisi haberi bile yok, olana nasıl hala Takiyye diyor, Anlayamadığım için de işkencem sürüyor. İkinci kesim, ´ulusalcı´ ya da ´statükocu´ olanlar ise, Takiyye yapmakla suçladıkları insanlar ile Batıcılık tercihleri aynı, farkları ise, birinin ´çok taviz´ verelim iştahı ile, kendilerinin ´az taviz´ verelim kararlılığı olmasına, “ABD, bunları kimden istiyor…Kuzey Irak’a girişini yasakladığı Türk Silahlı Kuvvetleri’nden. Nereye...Afganistan’a. Üstelik, NATO’daki bu görevini…savmış bulunan Türk Silahlı Kuvvetleri’nden. Adam kullanmanın da bir ölçüsü olmalıdır.” denilmesine rağmen de, ´çok taviz´ verelimcilere hala nasıl Takiyyeci diyorlar, bunu da anlayamıyorum işkencem sürüyor. Değişimi kabus gibi görüp, -bölünürüz, laiklik elden gider diye yıllardır savsaklayan Statükocular, AB düşmanıdır deniyor . Statükocu görülenlerden biri olan sayın Vural Savaş, Korkut Özal Bey’in katıldığı programda AB için, -Cehenneme kadar yolları- var dedi. Bu sözlerine ben de gönülden katılıyorum da, ´Değişimci Batıcı´ Hasan Cemal Bey’in yorumuna ilavem şu : ne Değişimci Batıcılar (her türlü şucu bucu), ne de Statükocu Batıcılar (şu bu milliyetçi şu bu ulusalcı) gibi düşünmeyen insanlar, küresel terörizmin iki ayağı ABD-AB ile yapılacak ortaklıkların Kıbrıs’ta olduğu gibi bizi ´Bayraksız´ bırakacağını görüp işkence çekenler de var. ALBAYRAĞI her zaman dalgalanırken görmek isteyenler var. |
|||