DUYURUMUZ VAR :
-ONLAR, BU DİLDEN ANLAR
(04 Mart 2004)
   İlgilendiği milli meselelerimiz arasında bugünlerde kaybetmek tehlikesi ile karşı kaşıya olduğumuz Kıbrıs ilk sırayı almıştır. Ona göre, “Kıbrıs bize doğru uzanmış, bizden bir nişan yüzüğü bekleyen bir parmak”tır . Bu yüzden de Kıbrıs’a hassasiyeti fazla olmuş, demiştir ki;
Onlar, “Lütfen!”den anlamaz, “ulan!”dan anlar.
Onlar, çiçekten anlamaz, dikenden anlar...güvercinden, kelebekten değil; doğandan, kartaldan anlar.  
Ve onlar, kanattan anlamaz, gagadan anlar, pençeden anlar.
Onların kitap mantığından değil, Afyon, Kocatepe, Dumlupınar mantığını anladığını biz, kırk yıl önce biliyorduk...fakat unutmuşuz. Bu bilgiyi tazelemek için harcadığımız aylar, onlara, bile bile vakit kazandırmamız gibi oldu.
Onlar, şarkıdan anlamaz; türküden , ağıttan anlamaz, belki marştan anlar.
Onlar, yaydan anlamaz; oktan anlar.
Ayrıca dil döküp durduk...onlar, dilden anlamaz, elden anlar.
Anlaşmak için el uzattık...bunu el açmak sandılar...düşünmedik ki tokatla yumrukla  beslenmeye alışmış olanlar, el işaretinden değil; tokattan yumruktan anlar.
Onlar, soğuk kanlılıktan anlamaz...öfkeden  anlar.
Onlar, aydınlıktan anlamaz... ateşten anlar.
Onlar, ipekten, kağıttan değil, demirden, çelikten, kurşundan anlar.
Onlar yazışmadan, çizişmeden, buluşmadan, görüşmeden anlamaz...dövüşmeden anlar...
Yanlarında Kıbrıs konusu açıldığı zaman, suç kendilerindeymiş gibi, asker dostlardan kiminin yüzü öfkeden, kiminin utançtan kızarıyordu...karacısı da, havacısı da denizcisi de pek iyi biliyordu ki, Kıbrıs’ta meydanı boş bulanlar, uçurtmadan, balondan anlamaz...roketten anlar...
Altı ayın acısını üç saatte çıkardığımız doğrudur...altı ayı tebrik etmem; üç saati tebrik ederim.
Onlar, önsözden anlamaz...sonsözden anlar (Arif Nihat Asya-18/08/1964).
Kıbrıs’ımızı Bayraksızlığa (AB’ye) mahkum etmek isteyenlere Batılının neden anlayacağını 40 yıl öncesinden haykıran milli şairimiz Arif Nihat Asya, duygularımızın, hüznümüzün, çoşkumuzun, tarihimizin, coğrafyamızın, sanatımızın, imanımızın, toprağımızın, insanımızın sesidir.
O Arif Nihat ki; delikanlımıza, “Yürü, hala ne diye oyunda oynaştasın? Fatihin İstanbul’u fethettiği yaştasın!”, genç kızımıza da, “Bilmem, neden gündelik işlerle telaştasın, Kızım, sen de Fatihler doğuracak yaştasın!” diye nasihatte bulunan; yerinde sayanları ise, “Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin!...Yürü aslanım, fetih hazırlığı başlasın.”, durma yürü diye uyaran; destan yazmamızı istemeyenlere de, “Yabanlar kıskanır diye, destan da yazmayalım mı” diye çıkışan; “Bu kitaplar Fatih’tir, Selim’dir, Süleyman’dır. Şu mihrap Sinanüddin, şu minare Sinan’dır. Haydi artık uyuyan destanını uyandır!” diyerek de, artık uyanmamız gerektiğini hatırlatan; “Böyle bir gemide, yendi suyu NUH. Ve bu yelkenlerde, kanatlandı RUH.” diyerek de, içersinde bulunduğumuz toplumsal bozukluğun sorun oluşturmayacağını, destan yazmanın her zeminde mümkün olabileceğini önümüze koyan; fakat, bunun için gerekli olan neslin olmayışını gördüğü için de Rabbine el açıp, “Elsizlere el, dilsizlere dil ver yeniden, Lütfet, bize bin şanlı nesil ver yeniden”, şeklinde yakaran sesimizdir.
O, “Fırat niçin, Dicle niçin, Aras niçin…Benden doğar, bana dökülmez?” dizeleriyle, bu toprağın kökünden beslenip de yaban ellere (köksüzlüğe) akanlara, Bayrak yerine Bayraksızlık (AB) peşinde koşanlara yanılgılarını, “Yurda Ay-yıldızının ışığı yeter” diye seslenen nefesimizdir.
Ona, ´Bayrak Şairi´ ünvanını kazandıran ´Bayrak´ şiirinde, “Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü… Kızkardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü, Işık ışık, dalga dalga bayrağım…Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım….Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim…Yer yüzünde yer beğen Nereye dikilmek istersen… Söyle seni oraya dikeyim! diyerek de, gökten kopartılan Ay ve Yıldızın içlerine koyulan şehitlerimizin kanının rengi ile ortaya çıkmış olan ´ışık saçan´ bayrağımızın, bırakın gönderden indirilmesini, destanını yazmak isteyen milli şairlerimizden biridir.
İşte O, ´Bayrak Şairi´ Arif Nihat Asya, 5 Ocak 1975 tarihinde, Ankara Numune Hastanesi’nin 318 numaralı odasında, saat 21.10’da Hakk’a yürümüştür. İçersinde bulunduğumuz 2004 yılı, 07 Şubat 1904’te doğan, büyüdükçe de milletinin gönlünde bayraklaşan ´Bayrak Şairimiz´in 100’ncü doğum yılıdır. Bu sebeple, İl Temsilcisi bulunduğum İLESAM (Türkiye İlim ve Edebiyat Eserleri Sahipleri Meslek Birliği) Genel Merkezi’nin, Kültür ve Turizm Bakanlığı’mızın katkılarıyla 7 İl’de düzenlediği, “Arif Nihat Asya’nın 100. Doğum Yılı Kutlamaları”ndan birini, 06 Mart Cumartesi günü, saat : 13.30’da Trabzon’umuzda, Hamamızade İhsan Bey Kültür Merkezi’nde gerçekleştireceğiz. Yaşarken kıymetlerini bilmediğimiz değerlerimizden birini o gün, Şair-Yazar Yavuz Bülent Bakiler Bey’in de katılacağı bir panelle anacağız. Davetlimizsiniz, “duyuru”muz bu.
Hiç unutmamanız gereken duyuru da o gün ´anacağımız´ insandan, Arif Nihat Asya’dan : Onlar (Batılılar), “Lütfen”den anlamaz, “ulan”dan anlar…Önsözden değil, Son sözden anlar. Gerisi laf-ı güzaf.