KÜRESEL TERÖRİZM (ABD-AB)
KADINIMIZDAN DA SALDIRIYOR
(11 Mart 2004)
   Küresel terörizmin iki ayağı ABD ve AB’nin İslam dünyası operasyonları sürüyor. Özenle isteklerini sürdürdükleri bir konu var ki, adına ´kadına karşı şiddet´ deniyor. Bu şekilde, ´töre´ cinayetlerinden daha doğru bir ifade ile de ´namus´ cinayetlerinden söz ediliyor. Bir ´türban´ kelimesi” türetip ´başörtüsü´nü imha etmeye çalıştıkları gibi, ´töre cinayeti´ diyerek de kadınlarımızın ´namusu´ ile savaşmaları gizleniyor.
Hal bu olunca da, Türkiye’ye gelen İsveç Başbakanı, Başbakan Erdoğan’a ´töre cinayetlerini´ soruyor, çalışma alanları ´şimdilik´ güneydoğu bölgemiz olduğu için ilgileri (!) bu bölgedeki kadın nezdinde sürüyor. AB troykası, Kadınlar Günü denilen zırva günde Türkiye’yi uyarıyor, Töre cinayetlerini engellemek için Türk Ceza Kanunu'ndan indirimleri kaldırın diyor . Sözkonusu saldırının sebebi ise, ´namus´ yada ´bekaret´ gibi değerlerimizin toplumumuzda hala önemseniyor olması oluyor. ´Töre cinayetleri´ denilmesinin masum olmayan yönü de işte bu oluyor.
´Kadınımızın değiştirilmesi´ projemiz bu olunca, basınımız da (!) elinden geleni esirgemiyor. Kuzeninin kocasından hamile kalan Gül Dünya Tören isimli bayan, gündemden hiç düşürülmüyor. Manşetlerden verilen haberlerde, ´töreniz (namusunuz) batsın´ deniyor. Sanırsınız ki ´öldürülen kadına´ acımadır, oysa, ´üzüm yemek değil bağcıyı dövmek´ sergileniyor. Her türlü cinayete ´lanet olsun´ ama, yasak ilişki üzerinden çocuk sahibi olmak da cinayet değilmiş gibi, hadisenin bu yönü gizleniyor. İşlenen menfur cinayetler ise, gözümüzün ta içine sokuluyor. Halen yıkamadıkları ´aile müessesemize´ saldırı ´kadın´ üzerinden yada ´namus´ cinayetlerine ´indirim´ öngören mevcut yasa üzerinden sürdürülüyor. Bu yüzden, Yargı, töre cinayetlerine “haksız tahrik indirimi” uyguluyor, cinayeti işleyenler çok az cezalarla kurtuluyor deniyor. “..hala değişemeyen yasada, gerekçe ‘namus’ oldu mu ceza azalıyor.” , “TCK’daki hükümler caydırıcı olmadığı, aksine 'namus cinayeti' gerekçesiyle ceza indirimleri öngörüldüğü için katliamlar öngörüyor.” deniyor ama, yasak ilişki sonucu çocuk sahibi olmak da ´katliam´ denmiyor. Namus ve kadın bir arada olmamalı isteniyor. Batılı için ´namus´ ne ise, bizde de o kadar olsun, fazlası olmasın isteniyor. Ahval bu olunca da, şeytan da, zaman zaman birileri ´töre cinayeti´ mi işletiyor diye düşünüyor.
Şeytanın niyeti bir tarafa, AB uyum yasalarımız, bir diğer deyişle ´kendimize uyumsuzluğumuz´ sürüyor. “Değerlerini Avrupalılara göre değiştirmek istemeyenlere hatırlatma; kötü yol kadınları (-namus) cinayetlerine AB siyasetçileri geçilmez işareti koy(du)..” deniyor . Apo’ya indirimi isteniyor ama, namus cinayetlerine ´ceza indirimi´ bitiyor. “TBMM Adalet Alt Komisyonu…töre cinayetlerinde tahrik indirimi uygulanamayacağını karara bağladı. Tasarı böyle yasalaşırsa, töre cinayetlerini işleyenler ´adam öldürme´ hükümlerine göre ceza alacak.” deniyor . Erkek (!) Diyanetimiz de uyum sağlamalı ya, projedeki yerini alıyor. Başkan Bardakoğlu, ABD gezisinden dönüşünden hemen sonra, “Biz öncelikle bazı büyük illerimize kadın müftü yardımcısı atamayı planlıyoruz.” diyor . Camilerde kadınlara, erkeklerle eşit olarak namaz imkanını sağlamak üzere küresel bir adım atmış oluyor . Bardakoğlu’nun ABD’deki temaslarının, İslam coğrafyasında bir miladın (!) hazırlıklarında kilometre taşı olacağı ifade ediliyor . Yani, ´kadınımızı değiştirme´ projemiz (!) sürdükçe kadın imamlarımız da olacak gibi görünüyor.
Gül Dünya olayı manşetlere çekilmeden önce bir başka kadın, bayan Kekilli ´projesi´ izlettirmişlerdi. Önce ´ödül´ vermişler, sonra da porno filmlerini sergiletmişlerdi. Kimliğimizi ´kırmak´ için ödüllerini hiç esirgememişlerdi. 1930’da Paris’te yapılan Avrupa Güzellik Yarışması’nda güzelimiz Mübeccel Namık Hanım dereceye girememiş, Güzellik tacını Yunanistan’a vermişlerdi ama, katılmadığımız 1931 yarışmasından sonra 1932 yılındaki yarışmaya Türkiye davet edilmiş, davete gönderdiğimiz güzelimiz Keriman Halis de Dünya Güzeli seçilmişti . Yarışma gününde Jüri Başkanı’nın: “Sayın jüri üyeleri, bugün Avrupa’nın, Hıristiyanlığın zaferini kutluyoruz. 600 senedir dünya üzerinde hâkimiyetini sürdüren Osmanlı artık bitmiştir. Onu Avrupa Hıristiyanları bitirmiştir. Elbette Amerika’nın ve Rusya’nın hakkını inkar edemeyiz. Neticede bu, Hıristiyanlığın zaferidir. Müslüman kadınların temsilcisi, Türk güzeli Keriman, mayo ile aramızdadır. Bu kızı zaferimizin tacı kabul edeceğiz, onu kraliçe seçeceğiz. Ondan daha güzel varmış, yokmuş bu önemli değil. Bu sene güzellik kraliçesi seçmiyoruz. Bu sene Hıristiyanlığın zaferini kutluyoruz. Avrupa’nın zaferini kutluyoruz. Bir zamanlar Fransa’da oynanan dansa müdâhale eden Kanûnî Sultan Süleyman’ın torunu işte mayo ve sutyen ile önümüzdedir. Kendini bizlere beğendirmek istemektedir. Biz de, bize uyan bu kızı beğendik, Müslümanların geleceği böyle olması temennisiyle, Türk güzelini dünya güzeli olarak seçiyoruz. Fakat kadehlerimizi Avrupa’nın zaferi için kaldıracağız...” şeklindeki konuşması ise, Batıda podyuma çıkan, ´koşan´ yada ´şakıyan´ kızlarımıza verilen ödüllerin (!) arka planını ortaya koymasının yanında, ´töre´ cinayetleri´ yada ´kadına karşı şiddet´ adı altında kadınımıza yapılan saldırının yada ´kimlik kırılmamızın´ sebebini de açıklamaktadır.
Şu bu ev, şu bu evleniyorlar ile kızlarımızda ´ay elektrik alamadım´ sefilliği ürettikleri yetmedi şimdi de kadınlara uzandılar, hayatlarında ´sıra dışı´ değişiklikler yapmak isteyenleri aynı çatı altında buluşturacak programı da postalamış bulunuyorlar. ´Kimliği kırılan´ kadınlar koşun, ödülünüz de var, herkese iyi uyumlar!
Ya ´kimliği kırılan´ erkekler derseniz, mesela, 20-30 yıl ´bıyık´ taşıdıktan sonra kesenler, belki bir başka yazıda.