II.TANZİMAT DÖNEMİ
(22 Nisan 2004)
   Kıbrıs’ta yapılacak referandumla Türk ve Rumların kaderi belirlenecek zannediliyor. Oysa, Rum tarafının kaderi zaten belli. Günter Verheugen bunu açıkladı; Rumlara : -İster evet deyin, ister hayır, 1 Mayıs’ta AB üyesi ve bütün Kıbrıs’ın temsilcisi sizsiniz- dedi. Demek ki, referandum sonucu, Kıbrıs Rumlarının kaderini belirlemeyecek, onların ki belli, kaderi belirlenecek olan Türkler . O kader de, şimdiden belli, ´Kıbrıs’a veda partisi´ sürüyor.
Bildiğiniz gibi, Türkiye, ´AB’den müzakere tarihi´ almak için Kıbrıs’taki haklarından vazgeçmişti. 1960 anlaşmalarının tanıdığı, ´Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan’ın birlikte üye olmadıkları uluslararası kuruluşlara üye olamaz´ hükmünün Türkiye tarafından bilerek çiğnenmesi ile (1999), bu durum zaten ortaya çıkmıştı. Vatandaş bilgilendirilmiyor, Kıbrıs’ın hemen peşinden de ´Ege sorununun Lahey’e taşınması´ meselesi gelecektir. Ayrıca da, ´Ana dilde yayın´ ve ´Kürtçe kurs´ hakları verilen Kürt meselesi yoluna da ´hız´ verilecektir. Adına ister federasyon, isterseniz de başka bir şey, isterseniz de ´Serv uygulanıyor´ deyiverin, ´II.Tanzimat Dönemi´nde (1940’lardan beri devam eden dönem) Türkiye parçalamaya doğru sürüklenmektedir.
“Kuzey Irak’ta kırmızı çizgimiz var, savaş sebebi sayarız” falan dedik de, ABD rüzgarı esince (!) ´kırmızı çizgi´mizi kendi ellerimizle silmiş, aldırmıştık. Amerikan Rüyası göremeye başladığımız 1940’lardan beri yaşanagelen hal budur. “Atatürk’ten sonra Türkiye’deki bütün kadroların ABD istekleri karşısında 'boynum kıldan ince' demeye yeminli olmalarının ifadesidir. -Netekim MGK’da mesele 'türban' olsaydı kıyametleri koparacak olanlar, Kıbrıs için, ABD de böyle istiyor diye kuzu kuzu 'siyasi irade’nin sorumluluğunu benimsediler.” , “ABD baskısı ve ikbal beklentisi secde ettiriyor…hepsi biliyor…Bir tek Denktaş ima yoluyla asıl fesadı söylüyor…KKTC Türkiye’ye AB yolunda fiili bir engel olmasın (-isteniyor)..” deniyor . Sizler, bugünlerde ortaya çıkıp da, ´Kıbrıs verilemez´ diye karşı çıkanlara bakmayın; ´kara yalçın´ların, ´çil´leri bulunanların, ´demir el´lerin, ´içine sindiremeyen´lerin, ´devlet bahçeleri´nin, ´mesut olanlar´ın ve de ´gül hizmeti verenler´in ve de dahasının (-II.Tanzimatçıların) elbirliği ile Kıbrıs defnediliyor. “Köyün adı, Yedidalga. Rumca adı biraz uzun: Potamos Du Kambo. Kısaca, Kambo Deresi diyorlarmış. Çözüm olursa, yani Kuzey’le Güney’den 24 Nisan’da evet çıkarsa, Yedidalga tarihe karışacak.” . İyi de kimin umurunda, umursamazlık sürüyor. Umursamazlığın en katısı, bir halkın ortak aklını ve ortak vicdanını temsil etmesi gereken hükümetlerden, devletlerden yayılan kokudur diyen gazeteci Umur Talu, “…burnumuzun dibindeki koku, hükümetiyle, dışişleriyle ve genelkurmayıyla Ankara’nın bu mevzudaki (-Filistin’deki İsrail Amerikan zulmü kastediliyor) tutarsızlığıdır. Ürkekliğidir.” diyor . Umursamazlığımızın boyutu o kadar büyüdü ki, “Amerikan Hava Kuvvetleri'nin internet sitesinde yer alan bilgilere göre, Türk askerinin eline kelepçe vurup başına çuval geçirenler, İncirlik’ten Türk misafirperverliğine yaraşır bir ağırlamayla uğurlanmış.” deniyor . Dahası, ABD Felluce’de (-Irak) bir Camiyi bombalayıp 40 kişiyi öldürünce Vatikan bile Cami bombalanmasını kınarken; eylem, söylemi ve kılık kıyafetiyle İslam dünyasının en Müslüman hükümeti gibi duran AKP iktidarından ne bir ses ne bir nefes çıkıyor, Tayip Bey de, Cami dolusu Müslüman kardeşinin bombalandığı gece bir davette, ´Beraber yürüdük biz bu yollarda´ şarkısını söylüyor . Şarkı bizim yolumuzda söyleniyor ama, Sn.Erdoğan’ın ´yol arkadaşları´nın kim olduğu, Tayip Bey’e sürekli gönderilen, ´yaşa, varol, bravo´ seslerinden belli oluyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Amerikan TIME dergisinin bu haftaki sayısında yayınlanacak “Dünyadaki En Etkili 100 İnsan” listesinin “dünya liderleri” kategorisine girdi deniyor .
Sorun da şu ki, Batılı şakşakcılarımız her zaman Türk değil, Rum-Yunan yanlısı; “AB başından beri Rum yanlısıdır ve bu tavrı değişmeyecektir…AB ve ABD son zamanlarda değil 1960’tan, 1974’ten beri Rum yanlısıdır. Türkiye'nin ve Kıbrıs Türkü’nün haklarını hiçbir zaman kabul etmemişlerdir. Kıbrıs sorununda haktan, hukuktan, adaletten yana bir tavır hiç takınmamışlardır. Rum gözlüğünü çıkarmaları zordur.” deniyor . Hal bu olduğu için de, referandumdan ne çıkarsa çıksın Kıbrıs ´yolcu´, gidiyor.
Peki ama, hiçbir şey de mi kazanamayacağız! Olmaz mı? Bir uyduruk ´birleşik´ devletimiz (!), AB devletinin bir ´yeni vilayeti´ doğuyor. Fakat, tam da bu noktada bir sorun ortaya çıkıyor; “Yeni Kıbrıs Devleti’nin Milli Marşı’nda bilindiği gibi hiç sözcük yok. Tartışma çıkmasın diye sözsüz olmasına karar verilmişti. Dünyada içinde tek sözcük bile bulunmayan bir başka ulusal marş yok. Bu gariplik sonsuza kadar elbette sürmeyecek. Milli davayı kazanan taraf sonunda Yeni Kıbrıs Devleti’nin de ulusal marşının sözlerini de yazacak. Hangi taraf? Elbette ´milli dava´ olarak görmeyen taraf değil.” deniyor . Peki ama, hangi taraf?
Kıbrıs için, Rum kesiminde ve Yunanistan’da ´milli dava´mız demecinden geçilmiyor. Zaten Kıbrıs Rumları, KKTC ile birleşseler de, AB devleti içinde, Yunanistan dahil ´iki unsur´ olacakları için de milli davalarını daha iyi kazanabileceklerini biliyor. Bizim tarafta ise, Sn.Denktaş dışında Kıbrıs’tan ´milli dava´ diye söz eden pek kimse kalmamış gibi görünüyor. Yine bir ´kırmızı çizgi´miz (-Kıbrıs davamız), yine ´elbirliği´ ile ´siliniyor´. Bu yüzden ´II.Tanzimat Dönemi´ daha şimdiden, ´milli dava´larımızın ortadan kaldırıldığı dönem olarak anılacak gibi görünüyor.