´ULUS DİYOR´ Kİ
(06 Mayıs 2004)
   Başbakan Tayyip Erdoğan, 'Ulusa Sesleniş' konuşmasında (30 Nisan), ´Türkiye'nin önündeki tek seçeneğin AB olmadığını´ ifade etti. Elin gavuru buna inanmaz, ´kandırmaca düzeni´ bizde sürüyor. Kıbrıs’ta gelinen noktanın yakın tarihimizin en büyük diplomatik başarılarından biri olduğu ´dolması´ bize yutturulmak isteniyor. Oysa, başarı balonu (!) şişmeden sönmüş bulunuyor: “KKTC'nin ´evet´iyle Tayyip Erdoğan sözümona ´Son 50 yılın en büyük diplomatik zaferi´ni kazanmıştı. Balon bir hafta geçmeden söndü. Hem AB hem Birleşmiş Milletler’den Rumların lehine kararlar çıktı. Sözde, AB, ´hayır´ diyen Rumları cezalandıracaktı. Tam tersine ödüllendirdi. Evet diyen Türkleri cezalandırdı.” deniyor . Cezamızı çekeceğiz, Rum bayrağı, Eurovision için de olsa Türkiye’de ´ilk kez´ göndere çekilmiş bulunuyor Gerçek bu iken, ´Batılı için´ ayakta duran iktidar, ´koro halindeki medya´ desteğiyle de gerçekleri tersyüz edip halkı kandırıyor.
Fakat, Kıbrıs diplomatik başarısının (!) mimarlarından, yıllanmış siyasetçilere taş çıkartan iki T’den , yani Talat ve Tayyip Bey’den birinin, KKTC Başbakanı Sn.Talat’ın, “'Eğer Rum tarafı 'hayır' demişse bu Kıbrıs Türk tarafının tecridinin devamını getirmemeli. Bir ülke halkoylaması yapıp komşu bir ülkeyi ablukaya alamaz, ama Kıbrıs'ta bugün bunu yaşıyoruz.”' açıklaması bile başarısızlığı sergiliyordu. Yardımcısı Serdar Denktaş’ın, hedefe ulaşanların Rumlar olduğunu görmezden gelemeyiz, açıklaması da (Milliyet;04.05.2004) bu gerçeği ortaya koyuyordu. Zaten, 1 Mayıs'ta yürürlüğe giren Kıbrıs tüzüğü ile, AB’nin, siyasette de ticarette de KKTC’yi Rum’un onayına başvurmak zorunda bırakması, iki kesim arasındaki ticaret için de, Rum Yönetiminin, Türk Yönetimini değil, Kıbrıs Türk Ticaret Odası’nı, referandumda -'Evet' oluşturmak üzere, dış kaynaklardan gelen gayrı yasal paraların dağıtım noktası-nı muhatap alacağını belirlemesi de , neyin olup olmadığını ortaya koyuyordu.
Şu, adı ´sivil toplum örgütü´ denilen ama olmayan, ´para iştahları´ yönüyle de ´kullanılmaya müsait´ işbirlikçi teşekküllere bir başka yazımızda değineceğiz de, Talat ve Tayyip Bey’e, iki sayın Başbakan’a, KKTC’nin önüne konulan yeni Kıbrıs Tüzüğü sebebiyle, -başka ne bekliyordunuz diyesim bile gelmiyor. Ortaya çıkan sonucu önceden ´bilmeleri´ gerektiğini göre de, ´bile bile´ bu duruma geldiler demek gerekiyor. Peki ama, neden yaptılar (?) sorumuzun cevabını sizler düşünedurun, ülkemizin AB düşü yada Türkiye'deki kemikleşmiş düzenin 'AB üyeliği bir devlet politikasıdır' lafı Türkiye'nin en büyük yalanlarından biri olsa gerek yorumundan hareketle, ´AB yalanı´ deyiverin, bitmek bilmiyor. ´GB anlaşması´ rüyası, ´aday ülke´ masalı derken, şimdi de, 2004 Aralık ayında ´müzakere tarihi´ verilmesi beklentimiz sürüyor.
Bu ´beklentimiz´ için önümüze konacak konulardan birisi ise, DEP davası olacak görünüyor. İmdi; önceki bir yazımızda yazmış, CHP’de ´Deniz Baykal yolcu´ demiştik ya, yazılarımızı takip edenler, -yazdın ama olan bir şey yok, diyenler olabilir, bunu da cevaplayarak yazalım, bu öngörümüz AB ´yolsuzluğumuz´ ile ilişkili, yeri geldi açalım: Kıbrıs meselemizde AB ile ters düşmesi yüzünden dolaylı ikaz alan Sn.Baykal ile birlikte, ´dervişli göndermeyi´ alan CHP, durumdan vaziyet çıkartıp, hayatiyetleri (!) için taviz vermeye başlamış, önce Kıbrıs görüşleri yumuşamış, peşinden de AKP’ye, AB’nin istediği ´anayasal değişiklik´ desteği gelmiş, sonrasında ise, yeniden yargılanan Leyla Zana ve arkadaşlarının serbest bırakılmamaları yüzünden şiddet kusan AB’yi teskin etmek için, önce ´vicdanen rahatsız oldukları´ açıklaması, sadece üzüntü yetmeyeceği için de peşinden, tahliye edilmelerini sağlayacak ´infaz kanunu´nda değişiklik teklifleri gelmiştir. Çünkü, Baykal ve CHP’ye gönderilen mesaj yerini bulmuş, saptıkları yoldan geriye, AB yoluna yeniden dönüp (!), aynı yolun ´kökten yolcu´su AKP’nin koluna girmiş, yürüyor, ´anayasa değiştirmek görevleri´, AB’den ´müzakere tarihi´ alabilme beklentileri de sürüyor.
AB’nin ´müzakere tarihi´ verip vermeyeceği ile ilgili olarak, 'Ulusa Sesleniş' konuşmasında, Sn.Başbakan, “AB ülkeleri, AB’nin bir değerler koalisyonu mu, yoksa bir Hıristiyan kulübü mü olduğuna da karar vermiş olacaklardır” diyor ama, belki kendilerinin haberleri yok, ben bilgilendirmiş olayım; “AB dönem başkanı İrlanda’nın Başbakanı Bertie Ahern, dünkü genişleme zirvesinden hemen önce, ‘AB anayasasında Hıristiyan değer ve geleneklerine atıfta bulunabiliriz’ dedi…Ahern…Hıristiyan değerlere atıf yapılması konusunda artık bir sakınca görmüyoruz. Bu konuda anlaştık’ ifadelerini kullan(mış bulunuyor)...” . Elin gavurunun 25 üyeli, 450 milyon nüfuslu bu gerçeği, yani ´Hıristiyan İmparatorluğu düşleri´ yeşerirken, Sn.Başbakan, -amacımız yolumuza aynı şekilde devam etmektir, diyerek ulusa sesleniyor. Kendileri gibi bir AB yolcusu, Sn.Başbakan kadar cesur (!) değil, “Avrupa Birliği'ne girmek mi? Ben bu gidişle Asya'dan bile çıkarılmaktan korkuyorum.” diyor .
´Ulusa Sesleniş´ programı, rahmetli Özal’ın icadıydı. Benim, karşı icadım ´Ulus Diyor ki´ de şu var: 25 üyeli tek devlet, sıradaki Bulgaristan, Romanya, Hırvatistan ile 28 ülke, hepsi tek bir dinin, Hıristiyanlığın geleneğini yaşatıyor. Buna uymayan aday ise, Müslüman Türkiye’dir. Bu yüzden değişmesi, dinini değiştirmesi isteniyor. Hz.İsa yeryüzüne tekrar dönecek ´hurafe´sine bulaşmış Müslümanlar, ´din istismarcısı´ siyasetçiler, Sebatayist, yani aslında Yahudi olup da Müslüman görünenler durmak bilmeseler de, 3’nci bin yılın ´haçlı seferi´nin de mutlaka durdurulması gerekiyor. Yoksa, Müslümanları büyük bir felaket bekliyor.