ANCAK AHMAKLAR (ŞAŞKINLAR) İNANIR (20 Mayıs 2004) |
|||
Ortadoğu’ya ´Demokrasi´ getirmek (!) üzere Irak’ı işgal eden Amerikan-Britanyalı güçlerin, tutukladıkları insanlara yaptıkları insanlık dışı muameleleri seyretmiş yada duymuş olmalısınız. Ebu Greyb hapishanesindeki işkence hadiseleri bizde olduğu gibi tüm dünya halkları nezdinde infial uyandırınca, yaptıkları yüzünden ´uygar batı (!)´ imajı bozulanlar, yeni bir ´yalan bombardımanı´ devreye sokmuşlardır. Asıl adı ´Psikolojik Savaş´ olan bir savaş türü ile ´insan beyni´ kirletilerek, gerçek unvanı ´insan hakları mezarlığı´ olan ´Batı Uygarlığı´nın ´gerçek yüzü´ örtülmek istenmektedir. Her biri ´yalan makinesi´ haline dönüşmüş renk renk gazeteler, ´bizim çocuk´ gazeteciler, ´emre amade´ TV, sinema ve edebiyat türleri ve de dahası da kullandıkları unsurlar. Sonrasında ise, yağmur yağar gibi ´yalan´ yağıyor. Her ´damla´nın vurması gereken hedef ise belli, ´insan beyni´. Önceki örnekleri gibi insanlık yine ´ahmak´ yerine konulmak isteniyor. Ne olup ne olmadığı hala ´meçhul´ olan Usame Bin Ladin denilen kişinin sağ kolu Ebu Musab El Zerkavi’ye ait olduğu ileri sürülen video görüntülerde, elinde tuttuğu kağıttan adının Nick Berg olduğunu öğrendiğimiz bir Amerikalının, yere yatırıldıktan sonra başının kesildiği, bunu yapan ´maskeli´ insanların da ´Tekbir´ getirdikleri, yani Müslüman oldukları dünyaya seyrettiriliyor. Tabii ki de, görüntüleri seyreden insanlar, Amerikan-Britanya kökenli işkence fotoğrafları akıllarına geldiklerinde, ´baş kesen´ bu ´kötü´ adamlara, yani Müslümanlara karşı yapılanlar kötülük bile değil, ´az bile yapıldı´ diye düşünüyor! Ortada ´kesik baş´ olunca da, işkenceciler de kendilerine mazeret (!) buluyor, kirlenen gerekçelerine yeniden kavuşuyor. Bu yüzden Bay Bush, “Terörle baş etmenin tek yolu var, o da düşmanın karşısına çıkıp katiller yenik düşene kadar saldırıyı sürdürmek”' diyor . Terör yada teröristi zaten belirlemişler (!), Müslümanlar ve ´İslam Uygarlığı´, ´kesik baş´ olayı da saldırılarının sürmesi için gerekçe oluyor. Peki, nereden çıktı bu ´kesik baş´ hadisesi? Yine en olduğu meçhul El Kaide’ye bağlı bir örgütün ´internet sitesi´nde yayınlandığı söyleniyor. Fakat, bilinir ki, bu tür internet siteleri istihbaratçıların karargahı ve tezgahıdır. Dolayısıyla da, ne idüğü berlirsiz bir site, ne idüğü belirsiz (-maskeli) adamlar ortadadır. Bazı istihbarat yetkililerinin, videodaki sesin sahibinin El Zarkavi’ye ait olduğuna şüpheyle baktıklarının ifade edilmesi de bu yüzden olmalıdır. Zaten ´kesik baş´ olayındaki şüpheler de giderek artmaktadır. “…yeni yeni ortaya çıkıyor ki Nick, birkaç gün öncesine kadar Amerikalı askerler tarafından gözaltına alınmış! Bu da doğal olarak, Amerikalıların gözaltına aldığı bir adam nasıl oluyor da Iraklı teröristler tarafından öldürülüyor sorusunu akla getiriyor. Belki de işkenceyi meşrulaştırmak için yeni bir Holywood yapımı piyasaya sürülüyor!” denilmesi de bundandır. Yani, kimin çevirdiği belli olmayan bir film (!) vizyondadır. Bu filmin bir benzeri de, diğer ´işkenceci´ ülke, İngiltere’de oynatılıyor! İngiliz askerlerinin yaptığı işkence fotoğraflarını yayımlayan Daily Mirror gazetesi, durduk yerde ´kandırıldık, bize verilen fotoğraflar sahteymiş´ filmini gösterime sokuyor! Gazete, yaptığı yayını her platformda savunan yayın yönetmeninin de işine son veriyor. Yalan haber üretmeyen gazetecinin işine son verme eylemi size tanıdık gelmiştir. Hatırlayınız, darbe olarak adlandırılan 28 Şubat süreci sırasında da ´yalan bombardımanı´ sürmüş, ´yalan üretmeyen´ çok sayıdaki gazeteci de işinden olmuştu. Bunlardan biri, Can Ataklı; “(28 Şubat’ta Türk medyası) kötü bir sınav verdi. 28 Şubat süreci içerisinde özellikle büyük gazete ve televizyonların yaptığı haberlerin yüzde 90’ı (doksan) yalandır.” demişti . Bugünlerde hükümet YÖK yasasını değiştirecek ya, Gaziantep öğretmen evine çarşaflı erkek (!) sokan yalan makinelerinin yaptığı da bu. ´Düzmece haber´lere dayalı sistemin kökeni Batı, bu yüzden ´esir Nick Borg´ hadisesi de, El Kaide ´yapımı´ gibi değil, Holywood ´yapımı´ gibi duruyor. Zaten ´düzmece esir´ filmini biz daha önce de izlemiştik! Hatırlayınız, Irak Savaşı günlerinde ´iyi adam (!)´ ABD’li askerlerin, ´kötü adam´ Iraklıların saflarını delip de bir Irak hastanesinde yatmakta olan ´esir er´ Jessica Lynch’ı kurtarmasını anlatan filmi seyretmiştik! Hani, savaşın ilk günlerinde Iraklıların esir alıp televizyona çıkardığı ´gerçek esir´, korkudan ´tir tir titreyen´ siyahi kadın asker görüntüsüyle aşağılanan ´iyi adam (!)´ görüntüsü yerine, çıkan çatışmada esir düşen ´cesur (!) Jessica´ filmini vizyona sokmuşlardı. Fakat, sonradan ortaya çıktı ki, ABD askerleri söylendiği gibi onu kurtarmak için tehlikelerle boğuşmamış, hastane Jessica’yı ABD’lilere kendisi vermişti. Yani, ´gerçek´, bize gösterilen filme (!) hiç uymuyordu. Esir Jessica, ´gerçek esir´ değil, ´uyduruk esir´di , yani ´düzmece esir´di. ´Düzmece esir´ düşüncem, bir karalama değil, tüm dünyaya zaman zaman seyrettirilen filmlerden (!) sadece birinin gerçeği. Bunun alt yapısı ´üçüncü milenyum´ inancına, bu inancın uygulamaya geçirilmesi de 1990 yılına, sürecin hızlandırmaları ise, ´ikiz kuleleri kendilerinin vurmaları´na dayanır. Çünkü, olması gerekenler için bu gerekliydi. “11 Eylül ve sonrasındaki savaşlara giden yıllarda yine Amerika sinemacıların elinden çıkmış olan bir dizi dinci filmde, dünyadaki kötülere (yani Müslümanlara) karşı savaşa giden güçlerin Hıristiyan-Yahudi müttefikliğinden oluşması, gerçek yaşamda olacaklara büyük bir ideolojik desteğin ortaya çıkmasına yol açmıştı.” . Yani, daha o zaman, ´iyi´ yada ´uygar´ olan Hıristiyan-Yahudi; ´kötü´ yada ´uygar olmayan, terörist olan´ Müslüman-İslam filmi (!) vizyona sokulmuştu. ´Kesik baş´ın sahibinin Yahudi olduğu, bavulunda Yahudi dini kıyafetleri taşıdığı şeklindeki bilgilendirme de (!) postalanınca, bulmaca (!) da kendiliğinden çözülüyor, ´ortak yapım´ da belli oluyor. Bu yazıyı, her duyduğunuza, gördüğünüze inanmayın diye yazdım. Çünkü, ´yalanokrasi´ye ancak ahmaklar (şaşkınlar) inanır. |
|||