ÇOĞULCULUK YÖNETİMİ!
(10 Haziran 2004)
   

AB iştahı ile en akılalmaz adımları atan, eğer Rumların ´hayır´ vetosu olmasaydı Kıbrıs’ı vererek sorunu çözmeyi (!) göze alan AKP yada Tayyip Erdoğan, dahası yaptıklarıyla da sorun yaşamazken, İHL’lilerin önünü kısmen açmak istemeleri yüzünden sarsılmış bulunuyor. Önceki yaptıklarına alkış tutanlar, YÖK ile, ne yapmamaları gerektiğini de kendilerine söylemiş bulunuyor. Halkın ´çoğunluğu´nun idaresi olarak tanımlanan demokrasi de, ´çoğunluğun´ dediğinin olamayacağını soframıza girmiş bulunuyor!
Tartışmalar sırasında Başbakan, ´son sözü´ Meclis’in söyleyeceğini söyledi ama, YÖK Başkanı Prof. Teziç, ´hakimiyet´i kullanan tek organın Meclis olmadığını, mesela yargının da milli hakimiyete dayandığını söylemiş bulunuyor. Bu tartışmalar üzerine, “Yasamada ve yürütmede son sözü -seçilmişler- söyler; yargı ise denetler. -Devletçi seçkinler- bu gerçeği artık içine sindirmeli.” denilse de , ya sindiremeyenler var yada ´demokrasi´ başka bir şey.
Demokrasinin ´çoğunluk´ yönetimi olduğu bize öğretilmiş olsa da, YÖK Yasa tasarısına Cumhurbaşkanı Sezer’den veto gelince, olmadığını öğrenmiş olduk: “..'imam-hatip krizi'nde ateş düştü…Bu kriz sayesinde hepimiz, kimlerin demokrasiyi kaba bir çoğunluk yönetiminden ibaret sandığını…görmüş olduk.” . Demek ki, demokrasi çoğunluk sistemi değilmiş, ´çoğunluk sistemi´ denilerek kandırılıyorduk! Dahası, demokrasi denilen sistem her ne ise, fren mekanizmaları olduğunu da öğrenmiş olduk. “…kriz sayesinde Türkiye'de demokratik fren mekanizmalarının..çalışıp çalışmadığını test etmiş olduk: Çalışıyormuş!” . İyi de, yazılarımızdan tanıyanlar, yolda çevirip soruyorlar, aslında demokrasi diye bir idare tarzı yok mu (!) yada varsa nerede!
Tasarının veto edilmesi üzerine Başbakan Erdoğan, “Mecliste demokratik çoğunluğumuzu sağlayan millettir, kimse AKP'ye millet tarafından verilmiş çoğunluğu küçümsemesin.” anlayışını sergilerken, karşı bir anlayış (!), “Meclis çoğunluğu, her şey değildir, millet adına egemenliğin temsilinde, anayasal erklerden sadece biridir” ısrarını gördük. Bunun üzerine de, Erdoğan, “Demokrasi çoğuldur ama, çoğunluğa dayalıdır” diyor ama, bu defa da, demokrasi denilen sistemde, “çoğunluk” ve “çoğulculuk” tanımlamaları gündeme oturuyor.
Halk, yani çoğunluk, çocuklarını (İHL’erde) okutmak istiyor ama, egemenlik sadece Meclis’te olmayıp (!), ´çoğulculuk´ haklı (!) olunca, demek ki, ´çoğunluk´ olan halk çocuklarını okutmak istemiyor oluyor! Her ne olursa da olsun bu tartışmaların faydası oluyor. Çünkü, demokraside ´aritmetik çoğunluk´ her şey demek olmadığını öğrenmiş (!) bulunuyoruz. “Demokrasiler -çoğulcu- yapılardır. Sadece TBMM'deki oy çoğunluğuna dayanarak hükümet etmek -çoğunlukçuluk-, tüm güçlerin uzlaşımı ise –çoğulcu- demokrasi...” .
Çoğunluk değil, Çoğulculuk esas olunca, görüşler de söyleniyor. “Cumhuriyetin temel niteliklerine bağlılığı şüphesiz olan kesim ve kurumların bu tasarıyı benimsemesi beklenemez” deniyor, Benim fişlediklerimden (!) biri, AB’ci gazeteci Birand ise, Hükümetin AB normlarına uyum sağlama çabasındaki Genelkurmay'ı dahi açıklama yapmaya zorladığını, bir çuval inciri kendi eliyle berbat ettiğini söylüyor . AB için olunca, Hükümete aferin çekiyor ama, sözü geçmeyen ´çoğunluk´ için olunca, ´tu kaka´ demekten geri durmuyor. Bir görüş de, “..Kuzey Irak'tan Kıbrıs'a her alanda pek demokrat bir tavır alan Ordu’nun sadece laiklik söz konusu olunca kükremesi de, aynı şekilde kurumu teslim almak isteyen küresel oyuncuya hizmet ediyor!” oluyor .
Başbakan Erdoğan ise, tasarıya tepki gösterenlere hitaben, “toplumsal mutabakatın kurumlar arasında değil, milletin verdiği vekalette olduğunu” söylüyor ama, her ne derse de desinler, Hükümet ile YÖK arasındaki maçı Hükümetin kaybettiği kesinleşmiş bulunuyor. Ama bu, aynı zamanda sorun da oluyor: “..millet şu kadar milletvekili ve oy verdik, yine bizden ne isteniyor, demeyecek mi (?)” deniyor . Zurnanın zırt dediği yer de burası, bu yüzden, “Başbakan’ın Meclis kürsüsünde -Bu seçimler niye yapılıyor?- kabilinden, sualli dayılıklara niyetlenmesi gereksizdi.” deniliyor ama, ´halkın seçtikleri tarafından idare edilmesi´ şeklindeki ´demokrasi tanımı´ da pek iş görmüyor!
Millet ´egemenliği´ kullanabiliyor mu (?) tartışmaları sürerken, ´küresel terörizm´in ´demokrasi sürümü´ de yol almış geliyor. Eski adıyla BOP, yeni ismiyle Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi (GOKAP)’ın siftahı, Sayın Erdoğan’ın da “demokratik ortak” sıfatıyla katıldığı toplantı ile dün start almış bulunuyor. Projenin amacı, “Marakeş'ten Bangladeş'e” kadar uzanan İslam coğrafyasında demokrasiyi kurmak (!) oluyor. Demokrasinin “ABD patentli” olması iyi bir referans olmadığı için davet gören Türkiye, projede, “Demokrasi Yardım Programı” adlı alt projenin öncülüğünü yapacak!
Hani, bir hocamız ´İslam Coğrafyası yok´ diye buyurmuşlardı ya, herhalde buna işaret etmişlerdi; yok dedikleri coğrafyanın yokedilişi hızlandı, Arabistan’daki şehir çatışmaları, El Kaide yalanı… eyvahh…İslam vurulacak. Irak’taki koalisyon güçlerinin sözcüsü Korgeneral Mark Kimmitt denilen gavur (Hıristiyan), “demokrasiyi sağlamadan Irak’tan ayrılmayacaklarını” buyurmuşlardı . Derler de yapmazlar mı! BM Güvenlik Konseyi, ABD ve İngiltere tarafından sunulan Irak karar tasarısını (iki gün önce) oybirliğiyle kabul ederek, Irak geçici hükümetinin egemenliğini (!) onayladı. Yaşasın demokrasi (!), İslam coğrafyasında ´çuval geçirmedik baş´ bırakmayacak!