OSMAN İLE MOZART (08 Temmuz 2004) |
|||
Geçen haftaki yazımızda, BOP ya da GOKAP’ın, bugünlerin projesi olmadığını, başlangıcının 19’ncu asra uzandığını, kendilerinden başkasını ´uygar´ görmeyen, ´vahşi´ gören Hıristiyan Batılının, vahşi gördüklerini uygarlaştırma, yani Hıristiyanlaştırma projesi olduğunu, Darwinizmle de ilişkisini yazmıştık. Bugün ki yazımızda ise, daha bir ´köken´e inip, bu tarihin çok daha eski olduğundan söz edeceğiz. Hıristiyanlık hayat sahnesine çıktıktan ve sonrasında Roma İmparatorluğu’nun resmi dini olduktan sonra, o döneme kadar imparatorluk içinde bazı haklara sahip bir azınlık gibi yaşayan Yahudilerin de rahatlığı biter. Tanrıları (!) ´İsa´yı öldürdüklerini kabul ettikleri Yahudileri, nerede görülürse ´başı ezilmesi gereken´ bir topluluk olarak görmeye başlarlar. Bu ´sürek avı´nı da hemen her asırda sürmüş, Yahudileri bu ´av´dan kurtaranlar ise, Müslümanlar olmuştur. İslam’ın yayılması, akabinde Kudüs’ü, sonrasında Anadolu’yu fethetmesi, sonrasında ise, Müslüman ´Osman(lı)´nın Avrupa’ya geçmesi ile, Hıristiyanlar için büyük bir felaket, ama aynı zamanda, kaybedilen kutsal topraklarının yeniden geri alınması düşünün de başlangıcı olmuştur. Müslüman ´Osman(lı)´nın Rumeli’ye geçmesiyle Hıristiyanlık tam bir yenilgiye uğramış; 14’üncü yüzyıldaki yenilgisiyle de, ´Müslüman Osman(lı)´ artık Balkanlara yerleşmiştir. 15’nci yüzyıl da, bu şekilde sürmüş, 1453'te Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u ele geçirmesiyle de, Rumeli’nin fethi tamamlanmıştır. Hıristiyanın, ´Kızıl Yahudi´ olarak tanımladığı ´Müslüman Osman(lı)´nın elde ettiği bu sonuç, Hıristiyan Batılının toplumsal psikolojisinin iyice bozulmasına sebep olmuştur. “Avrupa’nın toplumsal psikolojisi…29 Haziran 1456’da patladı. Bu toplumsal psikolojik depremi başlatan Papa 3.Calixt idi. Papa’nın emri ile öğlen vakti bütün kiliselerde çan çalınacak, peşinde üç kez -Baba, Oğul, Kutsal Ruh-, 3 kerede -Ave Maria- duaları edilecekti. Bu çanların ve duaların nedeni de Türkler (Müslümanlar) idi. Çünkü, -Kızıl Yahudi- ilan edilen Türkler, kara kanlı canavarlar olarak Avrupa’yı yoketmek, köleleştirmek üzere geliyorlardı. Öyleyse Avrupalılar, papalığın kutsal otoritesi çevresinde birleşmeli, ayrılıklar sona erdirilmeli idi.” görüşü , hakim görüş halini aldı. Tüm karşı koymalarına rağmen de, ´Müslüman Osman(lı)´nın fethini durduramadılar. Dahası, Belgrad’ın, ´Kanuni´ tarafından 1521'de ele geçirilmesiyle de, artık “Avrupa'nın fethi” başlamış, kendi canlarının derdine düşen Hıristiyan Batılının gayesi de, başta Viyana olmak üzere ülkelerini savunabilmek olmuştu. Fakat, korktukları başlarına gelmemiş, ´Müslüman Osman(lı)´ Viyana’yı fethedememiş, bu durum bir anlamda, Hıristiyan Batılı’nın ´mutlu son´a kavuşması olmuştur. İşte, Avusturyalı ünlü besteci Mozart (1756-1791)’ın; Saraydan Kız Kaçırma (Die Entführung aus dem Serail) ya da diğer adıyla “Belmonte ve Constanze” isimli bestesi, sözkonusu mutlu sonun 100’ncü kutlamaları için yazılmış bir eserdir. Bu eser, ´Müslüman Osman(lı)´a karşı düşmanlığın sanata yansıması, ama aynı zamanda, Hıristiyan Batılının ´toplumsal ruh hali´ni de ortaya koymaktadır. Eser, Müslümanlar tarafından kaçırılarak Osmanlı paşa konağına satılan bir Hıristiyan genç kızın, Hıristiyan sevgilisi tarafından kaçırılması temasını işlemektedir. Bu yönüyle “Saraydan Kız Kaçırma” operası, “mutlu sonla noktalanan aşk öyküsü”ne benzese de, bu aşkın ´mutlu sona´ ulaşması, Selim Paşa ve Haremağası Osmin’in (Osman), yani Müslümanların, tutsak olan Hıristiyanların ´önünden çekilişleriyle´ olur ki, muhtemelen de, Mozart'ın, Batıda daha bir sevilmesinin sebebi de bu çekilme, yani, Müslüman engelin ortadan kalkmasını yaşatan ruh hali olmuştur. “Türk (-Müslüman) düşmanlığı 1782’de opera salonunda sergilendi…adını hatırlayacaksınız: Saray’dan Kız Kaçırma. Bu opera dünyanın her yerinde oynandı, oynanıyor. Bestesi ünlü müzisyen W.A.Mozart’a ait. Viyana önlerinde Osmanlı ordusunun yenilişinin yüzüncü yıldönümü kutlanacak. Kayzer 2.Joseph, Mozart’a bir opera siparişi verir. Bu operanın ilk sahnelenişinde Rus Prensi Paul de davet edilmiştir. İmparator Joseph, Rusların yardımı ile Osmanlıları boğazın öte yakasına atmak istemektedir...Saraydan Kız Kaçırma…Batı’nın ruh yapısını ortaya kor. Batılı bir soylu kadın (Costanze) ve yardımcısı (Blondchen) Türkler tarafından esir alınır ve saraya satılır. Sarayın hakimi dönme Selim Paşa’dır. Türk tipini ise haremağası Osman canlandırır. Zarif Batılı kadın, ona aşık fedakar Belmonte soylusu hep yüceltilir. Zalim selim Paşa bile dönme olduğu için en sonunda büyük bir fedakarlıkta bulunur. Kötü olan ise Türk (Müslüman) Osman’dır. Bugün bile Batılının kafasında aynı Osman egemendir.” . Yani, Hıristiyan Batılının önündeki engelin, acı üreten bu sistemin (!) ortadan kaldırılması, yani Osmanlı’nın yokedilmesi gerektiği, 19’uncu yüzyıldaki Darwinizm’den de önce, 18’nci yüzyılda da sanat aracılığıyla ortaya koyulmuştur. Hal bu olduğu için de, 19’uncu yüzyılda, Darwinizmle, Osmanlı (Müslüman) Aşağı Irk’tır, yokedilmelidir fikri öne çıkmış, Yunan denen milletin (!) üretilmesi de bu fikrin hayata geçirilmesinin gereği olmuş, bunun sonucu olarak da, ´Osman(lı)´, Balkanlardan (Türkçülük, Arapçılık üretilmesiyle de Ortadoğu’dan) çıkartılmıştır. Artık sıra, Anadolu’dan çıkartılmasına gelmiştir. Çünkü, Hıristiyan Batılı için, daha 16’ncı yüzyılda kendisi için ´çan´ çaldığı Osman ile 20’nci yüzyılın ´Osman´ı hep aynı Osman(lı)dır. “1782 yılının Osman’ı ile 1456 yılının Osman’ı aynıdır...Almanya Passau Üniversitesi yönetimi, 1955 yılında Türk düşmanı Meryem Ana sembolünü, üniversitenin sembolü olarak seçti.” . Bu sembolde, Meryem Ana’nın kucağındaki ´İsa´nın, bir canavarı, yani Müslüman Türkleri, haç biçimli mızrakla öldürdüğü resmedilmesinin sebebi de budur. Zaman yürüse de, bu amaç hiç değişmemekte, değişen sadece, isim değiştiren Hıristiyan aktörler olmaktadır. 5 Ağustos 1996’da, Başkan Bill Clinton; İran ve Libya'yı 'milletlerarası kanun dışı' ilan eden D'Amato-Kennedy yasasını imzalayarak, aleni deyimleri ile terörizme (!), ama söylemek istedikleri tanımla İslam’a, üçüncü Milenyumun İlk Haçlı Seferi’ni başlatan kişi olmuş, akabinde, yapacakları vahşetlere gerekçe olması için düzenledikleri 11 Eylül 2001'deki ´ikiz kule´ saldırılarından hemen sonra Başkan Bush’un sarfettiği, “Bu Haçlı Seferi, terörizme (yani İslama) karşı bu savaş, zaman alacak” sözleri ise, Hıristiyanların ´genel toplumsal psikoloji´sini ortaya koymuştur. Aynı günlerde, İtalyan Başbakanı Berlusconi’nin, İslam medeniyetinin aşağı (barbar) bir medeniyet olduğu, bu nedenle İslam ülkelerinin Batı tarafından işgal edilerek Batılılaştırılması, yani, Hıristiyanlaştırılmaları gerektiği şeklindeki hezeyanı da budur. Bu durum, kendilerini uygar, kendi dışındakileri (Müslümanları) vahşi (barbar) gören, bu yüzden de her nasıl olursa olsun ´uygarlaştırılmaları (Hıristiyanlaştırılmaları) gerekir misyonları´na denk düşmektedir. Batıdaki en insancıl, en hoşgörülü görünen kafayı da kurcalarsanız, altından yine bu kafa çıkar. Bu Haçlı kafası, ´Müslüman Osman´ı Endülüs’ten, Balkanlardan kovduk, şimdi de Anadolu’dan, sonrasında da Kudüs’ten kovacağız zihniyetini taşımaktadır. ´Müslüman Osman(lı)´dan Hıristiyanların kurtarılması gereğini eserinde ortaya koyan Mozart’ın dediğini yapmaktadır! Zaten, BOP (GOKAP=GOP) da budur, bugünlerde Haçlı ittifakına dönüştürülen NATO’nun, tarihinin en görkemli zirvesini dörtyüz yıl İslâm Hilafetinin merkezi olmuş İstanbul’da gerçekleştirmesinin arka planı da budur. |
|||