IRKÇILIKTAN DA BETER BİR BELA : HEMŞEHRİCİLİK (18 Eylül 2002) |
|||
Hafıza-i beşer, unutabilir olsa da, hatırlamaya çalışalım. 1950’li yılların başında bizi mutlaka NATO’ya girmemiz gerektiği düşüncesi içersine sokmuşlardı. O dönemde Rus’lara; Kars’ı, Ardahan’ı istettikten sonra, bize de, “Eğer NATO’ya girmezseniz Ruslar; Kars’ı, Ardahan’ı alır” korkutucu oyununu oynadılar. “NATO sizi komünistlere karşı koruyacak” diyerek bizi NATO’ya üye yaptılar. Fakat, bizi Ruslardan kurtaracak olan NATO’nun, Rusya’nın yıkılması (parçalanması) döneminde (1990), parçalanmaması için her türlü yardımı yaptığını yaşayarak gördük. Rus ayısı “gelir haa..”, ´korku oyunu´nun devamı olarak da, 1970li yıllarda binlerce vatan evladının, komünizm, milliyetçilik kandırmacısı ile birbirlerini nasıl da kırıp geçirdiklerini de gördük. 1980 ihtilali sonrası sayın Kenan Evren’in, “Bir ton buğday verip, bir ton petrol alacağız“ iddiasını dinledik ama, olan, hemen ertesi sene dışardan buğday ithal etmemiz oldu. Kendi buğdayımızı da, insanımızı da unutmuştuk. 1980’li yılların ortalarında bize, “özelleştirme” dediler, özelleştirme yapılırsa sıkıntılarımızdan kurtulacağımızı söylediler. Rahmetli Özal’la birlikte gündemimize bir “yalancı cennet” gibi giren bu “bela” ile, ülkemizin kaynaklarının nasıl hortumlandığını, bu yapılırken de, zarar etmeden işletilmesi mümkün olan kurumların, neredeyse kasten zarar ettirilip, “bakın devlet eliyle işletilemiyor” denilerek birilerine peşkeş çekildiğini de gördük. Neler görmedik ki...25 yılımı verdiğim MTA’nın, 1985 yılı Haziran ayında çıkartılan “Maden Kanunu yasası” ile nasıl elinin kolunun bağlandığını, Etibank’ın ise, yangından mal kaçırır gibi özelleştirme kapsamına alınmasını, bütün bu gayretlerin ise, başta Bor olmak üzere ülke maden yataklarının yabancılara devredilmesi gayretleri olduğunu gördük. Eh...Dervişlerimiz (!) olduğu için de, Batılıların depolarında Şeker stoku birikince, bize de lazım olunca (!), Şeker Yasamızı, Tütün Yasamızı çıkardığımızı da gördük. Türk Tütünü, ´tu kaka´, ama Amerikan Tütünü adı altındaki Zimbabwe tütününün piyasada tüttürüldüğünü gördük. Buğdayımız olması gerektiğini unutmuştuk ya, Şeker Pancarını, Tütünü de unuttuk. Bunun gibi, Fındık unutturulmak üzere, Çay ise peşinden unutturulacak...Göreceğiz…Neler görmedik ki...“Merkez Bankanız özerk (bağımsız) olmalı” denilince, durur muyuz, öyle bir bağımsız yaptık ki, ´neden böyle davranıyorsun?´ diye bile soramayacağımız kadar bağımsız ama, IMF’ye ve Dünya Bankası’na ´bağımlı´ bir Merkez Bankası sahibi olduk. Bir başka gördüğümüz şey ise, Avrupa Birliği (AB) kandırmacası. Yaşımız geçkin olduğu için hatırlarız, AB’nin, 1970’lerdeki ismi AET idi. O dönemlerde AET’yi savunanlara, “bu ekonomik topluluk değildir, siyasi topluluktur” diyenlere, “hayır, ekonomik topluluktur” denildiğini, şimdilerde ise, “AB’ye girersek kurtuluruz, aşımız-işimiz olur” denildiğini görüyoruz. Her devirde gördüğümüz hal, yüzlerini Batıya çevirenlerin; vatandaşlarını hiç durmadan, hiç de aman vermeden sömürten, fakirleştirilmesini amaçlayan bir sistemin sürmesinin sağlanmasına katkı koymaları olmuştur. Bu ise, oy veren bizlerin yanlışlarından istifade ederek yapılmaktadır. Küçük bir azınlık tarafından sürekli uyurgezer olmamızın sağlanmasıdır bu. Büyük çoğunluğun uyutulması da bu. Kısaca da, ´şehr-i insanlar´ olamayışımızdır bu. ´Şehr-i olmayan insanlar´ derken de, ülke sath-ı mailine şu veya bu konumda yayılmış olan, fakat, küçük ama güçlü bir azınlık karşısında hiçbir zaman muktedir olmaya muvaffak olamadığı gibi, bu kafayla da hiçbir zaman muvaffak da olamayacak olan, şunu bunu kazanıyor görünseler de, asıl kaybedenin kendileri olduğunun farkında bile olmayan toplumun tüm katmanlarına yayılmış bir toplumsal yapıdan sözediyorum. Yakın tarihimizin ´köylü tarihi´ olmasından bahsediyorum. Biz ´köylü´ deyince de, bir takım kendini bilmezler ortaya çıkıp, “köylülere hakaret ediliyor gibi” bir yanlışlığın içine girmesinler. Çünkü, belirtilen tanımlama ile, “köylük yerlerde yaşayan insanlar değil”, bir “sosyo-kültürel yapı” anlatılmak istenmektedir. Siz buna, ister ´köylü´, isterseniz ´bedevi´, isterseniz de bir başka şey deyiverin, anlatılmak istenen şey bellidir. Etrafınıza bir bakın. Bakın da, ´şehr-i olmayan´ yapılanmanın ve de buna paralel olarak ortaya çıkan “hemşehricilik” belasının ülkemizi nasıl bir “hapis ur” gibi istila ettiğini görün. Eğer görebilirseniz, bakın da, -Batı bölgesinde şu kadar oy, Doğu bölgesinde şu kadar oy var- hesabı yapıp, adayların mutlaka o bölgelerden çıkmaları gerektiği gibi bir ilkel anlayışın çocuklarımızın geleceğini nasıl da yok ettiğini görün. Siyasi partisi olmayan ´hemşehricilik (şehr-i olmamak)´ denen, liyakatı-bilgiyi esas almayan bela’nın, nasıl ırkçılıktan da beter bir bela olduğunu anlatabilecekler varsa sorun öğrenin. Sürekli uyumamıza-uyutulmamıza vesile olan bu sağlıksız yapının, ülkemizi bölünmeye götürüyor olmaya yöneldiğini fark edebilenler ise, ne yazık ki yok gibidir. “Ey Rabbim!...İçimizden birtakım beyinsizlerin işlediği yüzünden hepimizi helâk edecek misin..” (Kur’an-ı Kerim : A’raf-7/155) |
|||